Göçmenlik avukatı, yabancıların ikamet ve çalışma izni, iltica ve sınır dışı süreçlerini 6458 sayılı Kanun çerçevesinde yürüten ve idari itirazları yöneten avukattır. Bir ülkeye girmek fiziksel bir hareket gibi görünür, oysa hukuken bir statü inşasıdır. O statü doğru kurulmadığında, en sağlam görünen başvuru bile sessizce çöker.
Yabancılar için Türkiye’deki idari süreçler kısıtlı süreli, çok belgeli ve tek bir hatanın geri dönülmez sonuç doğurabildiği alanlardır. İkamet izni reddi, sınır dışı kararı ya da eksik beyanla kaybedilen bir koruma statüsü, sonradan telafisi en zor durumlar arasındadır. Bu sayfa, göçmenlik ve iltica hukukunun İstanbul’daki uygulamasını, yasada yazılı süreleri ve doğru zamanlamanın neden belirleyici olduğunu ele alır.
Süreci araştıran yabancıların ilk sorusu genellikle zamanlama üzerinedir: “Göçmenlik avukatına ne zaman başvurmalıyım, ret gelince mi?” Doğru an, ret gelmeden öncedir. Göç İdaresi başvurusu ekranda dakikalar alır, ama yanlış kurulmuş bir başvurunun düzeltilmesi aylar sürer; sistemin hızlı olan tarafı ile ağır olan tarafı aynı ekranda görünmez. Başvurular en geç doksan gün içinde sonuçlandırılır ve o doksan günün sonunda gelen ret, kaybedilen zamanın yanına bir de daralmış bir dava takvimi ekler.
İkinci soru retten sonrasına aittir: “Ret kararı geldiğinde geriye ne kalıyor?” Ret, çoğu dosyada sürecin sonu değil, ilk kez gerçek bir hukuki zeminin doğduğu andır; çünkü idare gerekçesini yazmak zorunda kalır ve o gerekçe yargı denetimine açılır. Göç İdaresi Başkanlığı’nın olumsuz kararlarına karşı idari yargı yolu açıktır, ancak süreler karar tipine göre değişir ve bazıları yedi güne kadar iner.
Üçüncü soru iltica tarafında sorulur: “İltica başvurusunda hangi statüyü talep ettiğim fark eder mi?” Fark eder, çünkü Türkiye’de tek bir sığınma statüsü yoktur. 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu mülteci, şartlı mülteci ve ikincil koruma olmak üzere üç statü tanımlar; Suriye’den gelenler için ayrıca geçici koruma rejimi uygulanır. Hangi statünün talep edildiği, başvuranın hangi haklardan yararlanacağını ve hangi belgeleri sunması gerektiğini baştan belirler.
Dördüncü soru yurt dışındaki yabancılardan gelir: “Türkiye’ye gelmeden süreci kim yürütebilir?” Bulunduğu ülkede noter önünde düzenlenmiş ve Apostille ile onaylanmış bir vekaletnameyle yetkilendirilen avukat yürütebilir. İkamet, çalışma izni ve itiraz süreçlerinin büyük bölümü uzaktan işletilir; yalnızca biyometrik kayıt gerektiren aşamalarda yabancının bir kez Türkiye’de veya konsoloslukta bulunması gerekir.
Bu sayfa yabancıların Türkiye’deki ikamet, çalışma ve uluslararası koruma statüsünü kapsar. Yatırım yoluyla Türk vatandaşlığı başvurusu 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu ve kendi yönetmeliğine tabidir, farklı bir başvuru mimarisi taşır ve bu sayfanın kapsamı dışındadır; o süreç için yatırım yoluyla Türk vatandaşlığı sayfamıza bakabilirsiniz.
⚖️ Göçmenlik Avukatına Ne Zaman Başvurmalısınız?
Göçmenlik avukatına başvurmanın en verimli anı, sorun çıkmadan önceki aşamadır. İkamet izni, çalışma izni veya uluslararası koruma başvurusu yapılmadan önce dosyanın kurulması, ret sonrası itirazla düzeltmeye çalışmaktan hem daha yüksek başarı oranı taşır hem daha az maliyetlidir.
Bir göçmenlik avukatının dosyaya ne zaman girdiği, dosyanın hangi araçlarla savunulabileceğini de belirler. Başvuru öncesinde girilen bir dosyada araç seçimi geniştir: izin türü değiştirilebilir, belge tamamlanabilir, başvuru ertelenebilir. Ret sonrasında girilen bir dosyada ise araç tektir, dava. Aradaki fark hukuki bilgi farkı değil, zamanlama farkıdır.
Uygulamada dört kritik an öne çıkar. İlki ilk başvuru öncesidir: hangi izin türünün başvurana uyduğu ve hangi belgelerin gerektiği burada belirlenir, çünkü yanlış kategoriye yapılan bir başvuru doğru gerekçeye sahip olsa bile reddedilir. İkincisi yenileme aşamasıdır; uzatma başvuruları izin süresinin dolmasına altmış gün kalmasından itibaren yapılabilir ve her koşulda süre dolmadan tamamlanmalıdır. Üçüncüsü olumsuz kararın tebliğ edildiği andır, çünkü süre o gün işlemeye başlar. Dördüncüsü sınır dışı ve idari gözetim gibi acil durumlardır; burada takvim günle değil, saatle ölçülür.
Yabancıların en sık yaptığı değerlendirme hatası, avukatı ancak sorun ortaya çıktıktan sonra aramaktır. Oysa göç hukukunda süreler serttir ve itiraz edilmeyen karar kesinleşir. Peki bir başvuruyu güçlü kılan nedir? Güçlü başvuru, sonradan savunulan değil baştan doğru kurulan başvurudur; belgelerin eksiksizliği ve kategorinin doğruluğu, sonuçtan aylar önce belirlenmiş olur.
Zamanlamayı bozan bir başka unsur da takvimin kendisidir. Adli tatil döneminde idari yargıdaki süreler işlemeye devam eder ve tatil, kaçırılmış bir başvuru süresini geri getirmez; bu dönemde yabancı işlemlerinin nasıl yürüdüğünü adli tatilde yabancı işlemleri sayfamızda ayrıntılı ele aldık.
⚖️ İkamet İzni Reddi ve Deport Kararında Ne Yapılır?
İkamet izni reddedildiğinde ilk yapılması gereken, kararın gerekçesini ve o karar tipine tanınan dava süresini tespit etmektir. Gerekçe, itirazın hangi hukuki eksende kurulacağını belirler; süre ise o itirazın hiç yapılıp yapılamayacağını belirler. Uygulamada kaybedilen dosyaların çoğu ikinci kalemde kaybedilir.
Gerekçenin tespiti göründüğü kadar kolay değildir. Kararlarda kanun maddesi numarası verilir ama somut olgu çoğu zaman özetlenerek geçilir; bir göçmen avukatının ilk işi, idarenin hangi olguya dayandığını ve o olgunun dosyada gerçekten bulunup bulunmadığını ayırmaktır. Gerekçe yanlış okunduğunda dava dilekçesi doğru maddeye değil, tahmin edilen maddeye karşı yazılır.
Ret kararları tek tip değildir. Belge eksikliği, yanlış kategori veya usulüne uygun çevrilmemiş evrak gibi düzeltilebilir gerekçeler çoğu zaman yeniden ve doğru kurulmuş bir başvuruyla aşılır. Kamu düzeni ve kamu güvenliği gerekçeli retler ise farklı bir savunma gerektirir; burada idarenin takdir yetkisinin sınırı, somut olguya dayanıp dayanmadığı ve ölçülülük tartışılır.
Sınır dışı etme kararı, yani günlük dilde deport, göç hukukunun en kısa takvimli işlemidir. 6458 sayılı Kanun’un 53. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca yabancı, yasal temsilcisi veya avukatı, kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde idare mahkemesine başvurabilir. Bu başvuru güçlü bir güvence taşır: yabancının rızası saklı kalmak kaydıyla, dava açma süresi içinde veya dava açılmışsa yargılama sonuçlanıncaya kadar yabancı sınır dışı edilemez. Yedi gün geçirildiğinde kaybedilen yalnızca dava hakkı değil, o durdurucu etkidir.
Bunun yanında geri gönderme yasağı, kişinin işkence, insanlık dışı muamele veya yaşamının tehlikede olduğu bir ülkeye gönderilmesini engelleyen temel güvencedir ve hem sınır dışı hem koruma dosyalarında ileri sürülebilir. Yasak soyut bir ilke değildir; somut ülke koşullarının dosyaya delil olarak girmesiyle işler.
Sınır dışı kararında dava süresi yedi gündür ve tebliğ günü bu takvimi başlatır.
Elinize bir ret ya da sınır dışı kararı ulaştıysa, gerekçeyi ve kalan sürenizi birlikte değerlendirmek için İstanbul’daki göçmenlik hukuku ekibimizle iletişime geçebilirsiniz.

⚖️ Göçmen Avukatı, Göç Avukatı, Yabancılar Avukatı: Fark Var mı?
Arama kutusunda bu terimlerin hepsi kullanılır ve hepsi aynı uzmanlığı arar. Türkiye’de avukatlık mevzuatında ayrı bir göçmenlik branşı ya da resmi uzmanlık unvanı bulunmadığı için, göçmen avukatı, göç avukatı, göç hukuku avukatı ve yabancılar avukatı ifadeleri pratikte tek bir çalışma alanını tarif eder: yabancıların Türkiye’deki statüsünü kuran ve koruyan idari süreçler.
Gerçek ayrım isimde değil, dosya tipindedir. Bir büro ağırlıklı olarak ikamet ve çalışma izni başvurusu yürütüyorsa idari başvuru pratiği güçlüdür. Uluslararası koruma dosyası yürütüyorsa mülakat hazırlığı ve ülke bilgisi raporlaması pratiği gelişmiştir. Sınır dışı ve idari gözetim dosyası yürütüyorsa yedi günlük takvime ve sulh ceza hakimliği başvurusuna alışkındır. Bunlar aynı kanunun farklı kaslarıdır ve her büroda aynı oranda gelişmez.
Arama davranışı da bu ayrımı gösterir. Bir yabancı ikamet izni araştırırken göçmen avukatı yazar, ret kararı elindeyken göç hukuku avukatı yazar, sınır dışı kararıyla karşılaştığında ise doğrudan iltica avukatı ya da deport avukatı arar. Üç arama aynı uzmanlığa gider, ama arayanın dosyası her seferinde farklı bir aşamadadır.
Yabancıların bir kısmı için ise ayrım avukatlık ile danışmanlık arasındadır. Danışmanlık şirketleri randevu alma ve evrak toplama aşamasında hızlı çalışır, ancak ret kararına karşı dava açmak, idari gözetime itiraz etmek ve yabancıyı mahkemede temsil etmek avukatlık tekelindedir. Dosyanın hangi noktada bu tekele gireceği baştan bilinmiyorsa, süreç genellikle en kritik anda el değiştirir.
Bu ayrımın pratik karşılığı şudur: aynı kanun, aynı şehir, aynı başvuru; ama biri dosyanın nereye varabileceğini bilerek, diğeri yalnızca bir sonraki adımı bilerek kurulursa, iki başvurunun sonucu taban tabana zıt çıkabilir.
⚖️ Göç Hukuku Hangi Süreçleri Kapsar?
Göç hukuku, bir yabancının Türkiye’deki hukuki statüsünü kuran, koruyan ve sona erdiren tüm idari süreçleri kapsar. Bu alan ikamet izni başvurularıyla sınırlı değildir; çalışma izni, aile birleşimi, uluslararası koruma, geçici koruma, sınır dışı etme, idari gözetim, giriş yasağı ve bu kararların tümüne karşı açılan iptal davaları aynı çerçevede yer alır.
Türkiye’de yabancıların statüsü büyük ölçüde 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu ile düzenlenir. Kanun 11 Nisan 2013 tarihli ve 28615 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır ve yabancılar ile uluslararası koruma olmak üzere iki ayrı kısımdan oluşur. Kanunun güncel metnine mevzuat.gov.tr üzerinden ulaşılabilir.
Uygulamanın yürütücüsü İçişleri Bakanlığı’na bağlı Göç İdaresi Başkanlığı’dır. İkamet izni kararları valilikler eliyle verilir, sınır dışı etme kararı kanunun açık lafzı gereği yalnızca valiliklerce alınabilir, uluslararası koruma başvuruları ise il göç idaresi müdürlüklerine bizzat yapılır. Yetkili makamın hangi karar için hangisi olduğu, itirazın nereye yöneltileceğini de belirler.
Göç hukuku süreçlerinin bir kısmı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile kesişir. Çalışma izni başvuruları Göç İdaresi’ne değil, bu bakanlığa yapılır ve izin verildiğinde yabancının ikamet statüsünü de etkiler. İki kurumun takvimi birbirine bağlı olduğu için süreçler ayrı ayrı değil, birlikte planlanır; ayrıntılar için Türkiye’de oturma ve çalışma izinlerinin alınması sayfamıza bakabilirsiniz.
Alanın bir de kurumlar arası yüzü vardır. Bir yabancının dosyası valilik, il göç idaresi müdürlüğü, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, nüfus müdürlüğü ve gerektiğinde idare mahkemesi arasında dolaşır; her kurumun kendi başvuru usulü, kendi belge beklentisi ve kendi takvimi vardır. Süreçlerin tek elden yürütülmesinin pratik değeri buradadır, çünkü bir kurumdan çıkan belge çoğu zaman bir diğerinin başvuru şartıdır.
Göç hukuku ayrıca vatandaşlık hukukuyla komşudur ama onunla aynı şey değildir. İkamet ve koruma statüleri 6458 sayılı Kanun’a, vatandaşlık başvuruları ise 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’na tabidir. İki mevzuat yalnızca bir noktada kesişir: vatandaşlık başvurusunun ikamet şartı, göç hukukunda kurulmuş bir geçmişe dayanır.
İstanbul, yabancı nüfusun ve uluslararası hareketliliğin en yoğun olduğu ildir; bu da dosyaların iç içe geçme ihtimalini artırır. Aynı yabancı için aynı anda bir uzatma başvurusu, bir çalışma izni dosyası ve bir idari itiraz yürüyor olabilir. Bu üç dosyanın takvimlerinin çakışması, tek başına bir ret sebebi kadar sık sorun üretir.
⚖️ Vize, Vize Muafiyeti ve Kalış Süresinin Aşılması
Türkiye’de kalışın hukukiliği vizeyle başlar ve vizenin bittiği yerde ikamet izniyle devam eder. 6458 sayılı Kanun’un 11. maddesi uyarınca Türkiye’de doksan güne kadar kalacak yabancılar, vatandaşı oldukları veya yasal olarak bulundukları ülkedeki konsolosluklardan geliş amaçlarını da belirten vize alarak gelirler.
Vizenin veya vize muafiyetinin sağladığı kalış süresi, her yüz seksen günde doksan günü geçemez. Kural bir takvim yılına değil, geriye dönük yüz seksen günlük kayan pencereye bakar; bu nedenle yılda iki kez doksanar gün kalmak, aradaki boşluk yeterli değilse ihlal üretir. Kısa aralıklarla giriş çıkış yapan yabancıların en sık hesap hatası yaptığı nokta burasıdır.
Vize Türkiye’ye giriş için mutlak hak sağlamaz. Vize sahibi bir yabancı da sınır kapısında kabul edilemeyen yolcu kapsamında değerlendirilebilir; giriş kararı konsolosluğun verdiği belgeye değil, giriş anındaki kontrole bağlıdır (ki uygulamada beklenmedik geri çevirmelerin çoğu tam bu ayrımın bilinmemesinden doğar). Konsolosluklara yapılan vize başvuruları doksan gün içinde sonuçlandırılır. Vizenin veriliş amacı da bağlayıcıdır: turistik amaçla alınan bir vizeyle Türkiye’ye gelip çalışmaya başlamak, süre ihlali olmasa bile amaç dışı kullanım olarak değerlendirilir.
Kalış süresinin aşılması idari bir kusurdan fazlasını doğurabilir. Kanunun 54. maddesi, vize veya vize muafiyeti süresini on günden fazla aşanlar ile vizesi iptal edilenler hakkında sınır dışı etme kararı alınabileceğini düzenler. On günlük eşiğin altındaki bir aşım ile üstündeki bir aşım, aynı gecikmenin iki farklı hukuki sonucudur.
Vize süresinin aşılma riski bu nedenle başvuru takvimini belirler ve ikamet izni başvurusu vize süresi dolmadan planlanır. Doksan birinci günü statüsüz karşılayan bir yabancı için mesele artık hangi izin türünün uygun olduğu değil, hakkında hangi işlemin tesis edileceğidir (ve bu iki soru aynı dosyada çok farklı hazırlık gerektirir).
⚖️ İkamet İzni Türleri ve Süreleri
Türkiye’de ikamet izni, yabancının kalış amacına göre altı türe ayrılır ve her tür kendi süre ve şart rejimini taşır. Doğru türün seçilmesi başvurunun kaderini belirleyen ilk karardır, çünkü izin türü sonradan serbestçe değiştirilemez; amaç değiştiğinde yeni amaca uygun izin için yeni başvuru yapılır.
6458 sayılı Kanun’un 19. maddesi temel eşiği koyar: vizenin veya vize muafiyetinin tanıdığı süreden ya da doksan günden fazla kalacak yabancıların ikamet izni alması zorunludur. Vize ve vize muafiyetinin sağladığı kalış süresi her yüz seksen günde doksan günü geçemez. Doksan birinci gün, iznin olmadığı bir kalışı hukuka aykırı hale getirir.
| İzin türü | Kimler için | Süre rejimi |
|---|---|---|
| Kısa dönem ikamet izni | Turizm, ticari bağlantı, gayrimenkul sahipliği, tedavi ve benzeri amaçlar | Kural olarak her defasında en fazla ikişer yıl |
| Aile ikamet izni | Türk vatandaşının ya da yasal statüsü bulunan yabancının eşi ve çocukları | Her defasında en fazla üçer yıl |
| Öğrenci ikamet izni | Ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencileri | Öğrenim süresine bağlı |
| Uzun dönem ikamet izni | Kesintisiz en az sekiz yıl ikamet izniyle kalmış yabancılar | Süresiz |
| İnsani ikamet izni | Kanunda sayılan istisnai ve korumaya değer durumlar | Bakanlık onayına bağlı, şart kalkınca iptal edilir |
| İnsan ticareti mağduru ikamet izni | İnsan ticareti mağduru olduğu ya da olabileceği yönünde kuvvetli şüphe bulunanlar | Kanunda öngörülen özel rejim |
Kısa dönem ikamet izninde iki yıllık sınırın istisnası vardır. Cumhurbaşkanınca belirlenecek kapsam ve tutarda yatırım yapacak yabancılar ile eşleri ve bağımlı çocukları, ayrıca Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşları için kısa dönem ikamet izni beşer yıllık sürelerle düzenlenebilir. Eşiğin iki tarafı arasındaki fark yalnızca süre değildir: beş yıllık izin, yenileme takvimini ve dolayısıyla hata riskini üçte bire indirir.
Uzun dönem ikamet izni, 6458 sayılı Kanun’un 43. maddesinde beş şarta bağlanmıştır: kesintisiz en az sekiz yıl ikamet izniyle Türkiye’de kalmış olmak, son üç yıl içinde sosyal yardım almamış olmak, kendisinin ve varsa ailesinin geçimini sağlayacak yeterli ve düzenli gelire sahip olmak, geçerli sağlık sigortası bulundurmak ve kamu düzeni veya kamu güvenliği açısından tehdit oluşturmamak. Sekiz yılın kesintisizliği bu izinde en sık kaybedilen şarttır.
Öğrenci ikamet izni ayrıca bir çalışma hakkı doğurmaz. Ön lisans, lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencileri ancak çalışma izni almak kaydıyla çalışabilir; ön lisans ve lisans öğrencileri için bu hak ilk yıldan sonra başlar ve haftada yirmi dört saati aşamaz. İzinsiz çalışma, öğrencinin ikamet statüsünü de riske atar.
İkamet izni türlerinin başvuru adımlarını ve belge listelerini Türkiye’de ikamet izni nasıl alınır rehberimizde ayrıntılı olarak ele aldık.
⚖️ İkamet İzni Başvurusu ve Uzatma Takvimi
İkamet izni süreci bir belge yarışı değil, bir takvim yönetimidir. 6458 sayılı Kanun yedi ayrı süre koyar ve her biri farklı bir aşamayı bağlar; dosyaların önemli bir kısmı belge eksikliğinden değil, takvimin bir halkasının atlanmasından zarar görür. Aşağıdaki süreler bağımsız değildir, birbirini tetikler: birinin kaçırılması genellikle bir sonrakini de kullanılamaz hale getirir (özellikle uzatma ile kesintisizlik arasındaki bağ bu şekilde kopar).
Konsolosluk üzerinden yapılan ikamet izni başvuruları en geç doksan gün içinde sonuçlandırılır. Doksan günlük süre idarenin karar verme takvimidir, başvuranın bekleme konforunu değil planlama zorunluluğunu gösterir: kalış amacı bu tarihten önce başlıyorsa, başvuru da o kadar önce yapılmalıdır.
Başvuru için pasaport süresi ayrı bir eşiktir. İkamet izni talep eden yabancıdan, talep ettiği izin süresinden altmış gün daha uzun süreli pasaport ya da pasaport yerine geçen belgeye sahip olması aranır. İki yıllık izin talep eden bir yabancının pasaportunun iki yıl artı altmış günden az kalan geçerliliği varsa, başvuru daha ilk kontrolde takılır.
Düzenlenen izin süresiz beklemez. Kanunun 19. maddesi uyarınca ikamet izni, altı ay içinde kullanılmaya başlanmadığında geçerliliğini kaybeder. İzin alıp Türkiye’ye gelmeyi erteleyen yabancılar bu hükümle sık karşılaşır ve süre dolduğunda yeniden başvuru gerekir. Altı aylık süre harcın ve emeğin tamamını geçersiz kıldığı için, izin alındıktan sonra giriş takviminin de planlanması gerekir (izin tarihi ile uçuş tarihi arasındaki mesafe, dosyanın görünmeyen bir riskidir).
Uzatma başvuruları, ikamet izni süresinin dolmasına altmış gün kalmasından itibaren ve her koşulda süre dolmadan önce valiliklere yapılır. Uzatma başvurusunda bulunanlara harca tabi olmayan bir belge verilir ve bu yabancılar, izin süreleri sona ermiş olsa dahi belgede yazılı süre boyunca Türkiye’de kalabilir. Süre dolduktan sonra yapılan talep uzatma değil, yeni başvurudur ve kesintisizlik zinciri orada kırılır.
Kesintisizliğin kırılması yalnızca uzatmayı etkilemez. Aile ikamet izninde, son bir yıl içinde toplamda yüz seksen günden fazla yurt dışında kalınması iznin iptal sebepleri arasında sayılmıştır. Yurt dışında geçirilen süreyi hesaplamayan bir yabancı, hiçbir başvuru hatası yapmadan statüsünü kaybedebilir. Hesap tek seferlik bir ayrılığa değil, bir yıl içindeki toplam güne bakar; sık seyahat eden iş insanları için bu, izin süresinden bağımsız olarak takip edilmesi gereken ayrı bir sayaçtır.
⚖️ Çalışma İzni ile İkamet İzni Arasındaki Bağ
Çalışma izni ile ikamet izni aynı belge değildir, ancak hukuken birbirine bağlıdır. Geçerli çalışma izni, 6458 sayılı Kanun uyarınca aynı zamanda ikamet izni yerine geçer. Bu, yabancının ayrıca ikamet izni almasını gereksiz kılar, ama aynı zamanda ikamet statüsünü çalışma ilişkisinin ömrüne bağlar.
Bağın kritik tarafı sona erme anındadır. Çalışma izni sona erdiğinde ya da iptal edildiğinde, o izne dayanan ikamet statüsü de dayanağını kaybeder. İş sözleşmesi feshedilen bir yabancı için mesele yalnızca işten ayrılmak değildir; kalış hakkının hangi tarihte biteceğini ve yeni bir statüye hangi süre içinde geçilmesi gerektiğini hesaplamaktır.
Çalışma izni başvuruları Göç İdaresi Başkanlığı’na değil, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na yapılır. Yurt içinden yapılan başvurularda yabancının geçerli bir ikamet izninin bulunması aranır; yurt dışından yapılan başvurular ise konsolosluk üzerinden işletilir. Başvuruyu hangi kanaldan yapmanın uygun olduğu, yabancının o anki statüsüne göre değişir.
İşveren tarafındaki yükümlülükler de statüyü etkiler. Çalışma izni işverene bağlı düzenlendiği için işveren değişikliği yeni bir başvuru gerektirir ve iki işveren arasındaki boşluk, ikamet statüsünde de bir boşluk yaratır. İş ilişkisinin hukuki tarafı için iş hukuku avukatı sayfamızdaki çerçeve yol gösterici olabilir.
Konsolosluktan ikamet ve çalışma izni alarak Türkiye’ye gelen yabancılar için ayrı bir yükümlülük daha vardır: giriş tarihinden itibaren en geç yirmi iş günü içinde adres kayıt sistemine kayıt yaptırmak zorundadırlar. Bu kayıt idari bir formalite gibi görünse de, sonraki tüm tebligatların hangi adrese yapılacağını belirler ve tebligatın ulaşmadığı bir karara karşı süre yine de işler.
⚖️ Aile İkamet İzni ve Aile Birleşimi
Aile ikamet izni, Türk vatandaşının ya da Türkiye’de yasal statüsü bulunan bir yabancının eşi ile ergin olmayan veya bağımlı çocuklarına verilir ve her defasında en fazla üçer yıllık sürelerle düzenlenir. Bu izin, ailenin Türkiye’de birlikte yaşamasını hukuken mümkün kılan temel araçtır.
İznin çocuklar açısından pratik bir sonucu vardır: aile ikamet izni bulunan çocuklar, ilk ve ortaöğretim süresince ayrıca öğrenci ikamet izni almadan eğitim hakkından yararlanır. Ailenin eğitim planlamasında bu ayrım iki ayrı başvuru ile tek başvuru arasındaki farkı yaratır.
Anlaşmalı evlilik denetimi bu izin türünün kendine özgü riskidir. Aile ikamet izni verildikten sonra da evliliğin anlaşmalı olup olmadığı konusunda valiliklerce denetim yapılabilir. Anlaşmalı evlilik yoluyla alınan ve sonradan iptal edilen ikamet izinleri, kanunda öngörülen izin sürelerinin toplanmasında hesaba katılmaz; yani uzun dönem ikamet için gereken sekiz yıllık birikim de silinir.
Evliliğin sona ermesi statüyü otomatik olarak bitirmez. Türk vatandaşı ile en az üç yıl evli kalmış yabancılar, boşanmaları halinde kısa dönem ikamet iznine başvurabilir. Üç yıllık eşiğin bir gün altında kalan evlilik bu geçiş hakkını doğurmaz; eşiğin iki tarafı arasındaki fark, statünün devamı ile yeniden sıfırdan başvuru arasındaki farktır.
Aile ikamet izninin iptal sebepleri arasında, iznin veriliş amacı dışında kullanıldığının belirlenmesi, hakkında geçerli sınır dışı etme veya Türkiye’ye giriş yasağı kararı bulunması ve son bir yıl içinde toplamda yüz seksen günden fazla yurt dışında kalınması sayılır. Aile hukukundan doğan uyuşmazlıklar için aile hukuku sayfamızdaki çerçeveye bakabilirsiniz.
⚖️ Mülteci, Şartlı Mülteci, İkincil Koruma ve Geçici Koruma
Türkiye’de sığınma tek bir statü değildir ve günlük dildeki mülteci kelimesi hukuki karşılığını çoğu zaman bulmaz. 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu uluslararası korumayı üç statü olarak tanımlar: mülteci, şartlı mülteci ve ikincil koruma. Bunların yanında Suriye’den kitlesel akınla gelenler için geçici koruma rejimi ayrıca uygulanır.
Ayrımın kökeni coğrafyadır. Türkiye, 1967 Protokolü ile değişik 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme’ye coğrafi kısıtlamayla taraftır. Bunun somut sonucu şudur: Avrupa ülkelerinden gelen ve sözleşme kriterlerini karşılayan kişiye mülteci statüsü verilirken, Avrupa dışından gelen ve aynı kriterleri karşılayan kişiye şartlı mülteci statüsü verilir. Aynı zulüm gerekçesi, geldiği ülkeye göre iki farklı statü üretir.
| Statü | Dayanak | Kimi kapsar |
|---|---|---|
| Mülteci | 6458 sayılı Kanun m.61 | Avrupa ülkelerinden gelen ve Cenevre Sözleşmesi kriterlerini karşılayanlar |
| Şartlı mülteci | 6458 sayılı Kanun m.62 | Avrupa dışından gelen ve aynı kriterleri karşılayanlar |
| İkincil koruma | 6458 sayılı Kanun m.63 | Ölüm cezası, işkence veya silahlı çatışma nedeniyle ciddi zarar tehlikesi altındakiler |
| Geçici koruma | 6458 sayılı Kanun m.91 ve yönetmelik | Kitlesel akınla gelen ve acil koruma ihtiyacı bulunan gruplar |
Sığınmacı ise bir statü değil, bir aşamadır. Koruma talebinde bulunmuş ancak başvurusu henüz sonuçlanmamış kişiyi ifade eder; başvuru süresince kişi başvuru sahibi konumundadır ve Türkiye’de kalma hakkı doğar. Aynı kişi sürecin farklı aşamalarında farklı hukuki konumda bulunur ve her aşamanın kendi hakları ile yükümlülükleri vardır.
Geçici koruma ise uluslararası koruma başvurusundan ayrı bir rejimdir ve bireysel değerlendirmeye değil, grup temelli bir karara dayanır. Geçici koruma kapsamındaki bir yabancının aynı anda bireysel uluslararası koruma başvurusu yapıp yapamayacağı, dosyanın en sık yanlış kurulan noktalarından biridir (ve yanlış kapıdan girilen başvuru, doğru kapıyı da zorlaştırır).
Statü farkı haklara doğrudan yansır. Mülteci ile şartlı mülteci arasındaki ayrım, uzun vadeli yerleşim beklentisinden aile birleşimi imkânına kadar bir dizi başlıkta sonuç doğurur; ikincil koruma ise zulüm değil, ciddi zarar riski üzerine kurulu olduğu için başvuruda sunulacak delil de farklıdır. Yanlış çerçevede yapılan başvuru, doğru bir gerekçesi olsa bile reddedilebilir.
Uluslararası korumanın haricinde tutulma da ayrı bir kategoridir. Kanunun 64. maddesi, belirli suçlar ve fiiller nedeniyle koruma kapsamı dışında bırakılacak kişileri sayar; bu karar, başvurunun esastan reddinden farklı bir hukuki sonuç doğurur ve kendi itiraz rejimine tabidir. Ayrım pratikte şuna dayanır: esastan ret, korunma ihtiyacının bulunmadığını söyler; haricinde tutma ise ihtiyaç bulunsa dahi kişinin bu korumadan yararlanamayacağını söyler. İki kararın dava dilekçesi aynı olamaz.
⚖️ İltica Başvurusu ve Mülakat Süreci
İltica başvurusu, Türkiye’de hukuken uluslararası koruma başvurusu adını taşır ve valiliklere bizzat yapılır. Başvuru, üçüncü bir kişi aracılığıyla ya da yazılı dilekçeyle tamamlanan bir işlem değildir; kişinin kendisinin makam önüne çıkması esastır ve başvurunun kaydedildiği an, sonraki tüm sürelerin başlangıç noktasıdır.
Sürecin belirleyici aşaması bireysel mülakattır. Başvuru sahibinin beyanları, sunduğu belgelerle ve menşe ülke bilgisiyle tutarlı olmalı, aynı zamanda talep edilen statünün hukuki unsurlarına karşılık gelmelidir (mülakat bir anlatı sınavı değil, bir eşleştirme sınavıdır). Uygulamada başvurular çoğu zaman gerçeğin eksikliğinden değil, o gerçeğin hukuken görünür kılınamamasından zarar görür.
Avukatın buradaki rolü olayı değiştirmek değil, olayı doğru kategoriye oturtmaktır. Hazırlık, başvurana ne söyleyeceğini öğretmek anlamına gelmez; yaşananın hangi hukuki unsuru karşıladığını görünür kılmak anlamına gelir (ikisi arasındaki fark, dosyanın güvenilirliğini belirleyen fark ile aynıdır). Zulüm gerekçesi ile ciddi zarar gerekçesi aynı olayın iki farklı hukuki okumasıdır ve hangisinin öne çıkarılacağı, mülteci, şartlı mülteci veya ikincil koruma statülerinden hangisinin gündeme geleceğini belirler.
Başvuru hızlandırılmış değerlendirmeye alınabilir. Kanunun 79. maddesinde sayılan hallerde başvuru bu usule tabi tutulur ve sürecin takvimi kısalır. Hızlandırılmış değerlendirme sonucunda verilen kararlarla kabul edilemez bulunan başvurularda, idari itiraz komisyonuna başvuru yolu kapalıdır; dolayısıyla bu iki karar tipinde tek yol doğrudan idari yargıdır.
Başvurunun geri çekilmiş sayılması da ayrı bir karar tipidir. Yükümlülüklere uyulmaması ya da yetkililerle işbirliğinde bulunulmaması gibi hallerde idare başvuruyu geri çekilmiş sayabilir; bu karara karşı da idari itiraz ve dava yolları açıktır, ancak süreleri kendi rejimine tabidir. Resmî süreçler ve güncel duyurular için Göç İdaresi Başkanlığı kaynakları esas alınmalıdır.
⚖️ Uluslararası Koruma Ret Kararına İtiraz Süreleri
Uluslararası koruma kararlarına karşı iki ayrı yol vardır ve hangisinin açık olduğu karar tipine göre değişir. 6458 sayılı Kanun’un 80. maddesi bu ayrımı kurar: bir yanda Uluslararası Koruma Değerlendirme Komisyonu’na yapılan ihtiyari idari itiraz, diğer yanda idare mahkemesinde açılan iptal davası.
Olumsuz kararlarda başvuru sahibi, yasal temsilcisi veya avukatı, kararın tebliğinden itibaren on gün içinde Komisyon’a itiraz edebilir. İtiraz zorunlu değildir; aynı karara karşı otuz gün içinde doğrudan idare mahkemesinde iptal davası açılması da mümkündür. İki yol birlikte de işletilebilir ve Komisyon kararının tebliğinden itibaren otuz gün içinde dava açma imkânı korunur.
| Karar tipi | Komisyon’a itiraz | İdare mahkemesinde dava |
|---|---|---|
| Olumsuz karar (esastan ret) | 10 gün | 30 gün |
| Kabul edilemez başvuru kararı | Yol kapalı | 15 gün |
| Hızlandırılmış değerlendirme kararı | Yol kapalı | 15 gün |
| Başvurunun geri çekilmiş sayılması | 10 gün | 30 gün |
| Uluslararası korumanın haricinde tutulma | 10 gün | 30 gün |
On beş günlük sürenin uygulandığı iki karar tipinde ayrıca bir özellik vardır: mahkemece verilecek karar kesindir ve istinaf yoluna gidilemez. Yani kabul edilemez bulunan ya da hızlandırılmış değerlendirmeye alınan bir başvuruda, ilk derece mahkemesindeki dosya tek ve son fırsattır. Bu iki karar tipinde dilekçenin hazırlanma kalitesi, diğerlerine göre ağırlığı farklı bir unsurdur.
Kabul edilemezlik kararına karşı dava açan yabancı için bir imkân daha bulunur: dava sürerken insani ikamet izni başvurusunda bulunulması mümkündür. Dosyanın yargıda olduğu dönemde statüsüz kalmamak, hem kalış hukukiliği hem sonraki başvurular açısından belirleyicidir. İnsani ikamet izni bu haliyle bir çözüm değil, bir köprüdür; yargılama sonuçlanana kadar yabancının hukuki varlığını ayakta tutar ve kalış süresinin ihlale dönüşmesini engeller.
Sürelerin tamamı tebliğ tarihinden işler. Tebligatta, yabancının karara karşı itiraz haklarını nasıl kullanabileceği ve bu süreçteki hak ve yükümlülükleri de yer alır; tebligatın içeriğini okumadan geçen her gün, kullanılabilir süreden düşer. Tebligatın hangi adrese yapıldığı da bu yüzden önemlidir: adres kayıt sistemindeki bilgi güncel değilse, yabancıya hiç ulaşmayan bir karar için süre yine de işlemeye devam eder (uygulamada kaybedilen davaların önemli bir kısmı bu sessiz mekanizmadan doğar).
⚖️ Sınır Dışı Kararı ve İdari Gözetim
Sınır dışı etme kararı 6458 sayılı Kanun’un 52 ila 60. maddeleri arasında düzenlenmiştir ve kanunun 54. maddesinde sayılan sebeplerin varlığı halinde uygulanır. Kanunun açık lafzı gereği bu karar yalnızca valiliklerce alınabilir; yetkisiz makamdan çıkan bir işlem, esasa girilmeden iptal sebebidir.
Karara karşı dava süresi yedi gündür ve tebliğ günüyle başlar. Yabancı, yasal temsilcisi ya da avukatı kararı veren valiliğin bulunduğu ildeki idare mahkemesine başvurur ve başvurusunu kararı veren makama da bildirir. Yabancının rızası saklı kalmak kaydıyla, dava açma süresi içinde veya yargı yoluna başvurulması halinde yargılama sonuçlanıncaya kadar yabancı sınır dışı edilemez.
Yedi günlük sürenin kendisi bir tarihsel değişikliğin sonucudur. Kanunun ilk halinde bu süre on beş gündü ve idare mahkemesine yapılan başvuruların on beş gün içinde sonuçlandırılması öngörülüyordu. Süre sonradan yediye indirildiği için eski tarihli kaynaklara dayanarak takvim hesaplamak, dosyanın en başında telafisi olmayan bir hata üretir.
Kararda hakkında sınır dışı kararı alınan yabancıya Türkiye’yi terk etmesi için on beş günden az olmamak üzere otuz güne kadar süre tanınır. Ancak kanunda sayılan bazı hallerde bu süre tanınmaz ve yabancı doğrudan idari gözetim altına alınır. Çıkış süresi tanınan dosya ile tanınmayan dosya, aynı karar başlığını taşısa da pratikte iki ayrı aciliyet seviyesindedir.
İdari gözetim kararı geri gönderme merkezlerinde uygulanır ve valilikçe altı aya kadar verilebilir; bu süre bir altı ay daha uzatılabilir. Gözetimin devamında zaruret bulunup bulunmadığı valilik tarafından her ay düzenli olarak değerlendirilir ve zaruret görülmeyen yabancılar için gözetim derhâl sonlandırılarak kanunun 57/A maddesi uyarınca alternatif yükümlülükler getirilir.
İdari gözetime itiraz, sınır dışı kararından ayrı bir yoldur ve ayrı makama yapılır. Yabancı, yasal temsilcisi ya da avukatı idari gözetim kararına karşı sulh ceza hâkimliğine başvurur; hâkimlik incelemeyi beş gün içinde sonuçlandırır ve gözetim şartları ortadan kalktığında yeniden başvuru yapılabilir. İki dosyanın aynı anda yürütülmesi gerekir, çünkü birinin kazanılması diğerini kendiliğinden sonlandırmaz.
⚖️ Türkiye’ye Giriş Yasağı ve Kaldırılması
Türkiye’ye giriş yasağı, 6458 sayılı Kanun’un 9. maddesi kapsamında tesis edilen ayrı bir idari işlemdir. Sınır dışı edilen ya da Türkiye’de yasa dışı bulunduktan sonra ülkeden ayrılan yabancılar hakkında uygulanabildiği gibi, Göç İdaresi Başkanlığı kamu düzeni, kamu güvenliği veya kamu sağlığı açısından sakınca gördüğü yabancıların girişini yabancının Türkiye’de bulunup bulunmadığına bakmaksızın yasaklayabilir.
Yasağın süresi sınırsız değildir. Giriş yasağı kural olarak en fazla beş yıl için konulur; kamu düzeni veya kamu güvenliği açısından ciddi tehdit bulunması halinde bu süre bir defaya mahsus olmak üzere en fazla on yıl daha uzatılabilir. Süre dolduğunda yasak kendiliğinden sona erer, ancak kayıtlarda güncellenmemiş bir yasak pratikte aynı sonucu doğurmaya devam edebilir.
Uygulamadaki asıl zorluk tebligattır. Giriş yasağı kararının muhatabına tebliği kanunda düzenlenmiş olmakla birlikte, yabancı çoğu zaman yasağı ancak sınır kapısında ya da başka bir başvuru sırasında öğrenir. Dava süresi tebliğ tarihinden işlediği için, ilk yapılacak iş kararın tebliğ edilip edilmediğinin ve edilmişse tarihinin tespitidir.
Tebliğ yapılmış bir giriş yasağı kararına karşı idare mahkemesinde iptal davası, idari yargıdaki genel dava açma süresi içinde açılır. Yetkili mahkeme, işlemi tesis eden kurumun bağlı bulunduğu ildeki idare mahkemesidir; yanlış yer mahkemesine açılan dava süre kaybına yol açar. Tebliğ yapılmamışsa öğrenme tarihi esas alınır, ancak öğrenmenin ne zaman gerçekleştiğinin de somut biçimde ortaya konması gerekir; sınır kapısındaki kayıt ya da idareye yapılan bir bilgi talebi bu tespiti mümkün kılar.
Giriş yasağı çoğu zaman sınır dışı dosyasının gölgesinde kalır, oysa ikisi ayrı işlemdir. Sınır dışı kararının iptal edilmesi, ona eşlik eden giriş yasağını kendiliğinden ortadan kaldırmaz; iki işlem için iki ayrı hukuki yol yürütülür. Bir göçmenlik avukatının dosyayı devraldığında ilk yaptığı işlerden biri, kaç ayrı işlemin aynı anda yürürlükte olduğunu çıkarmaktır.
⚖️ Göç İdaresi Kararlarına Karşı İdari Yargı Yolu
Göç İdaresi kararlarının tamamı idari işlem niteliğindedir ve idari yargı denetimine tabidir. Bir ret, iptal ya da sınır dışı kararı geldiğinde yabancının hakkı sona ermez; yasada tanınan süre içinde karar yargı önüne taşınabilir ve hukuka aykırılık tespit edilirse iptal edilir.
Yürütmenin durdurulması bu dosyalarda ayrı bir öneme sahiptir. Sınır dışı kararında kanun zaten durdurucu etki tanıdığı için ayrıca talep gerekmez, ancak ikamet izni iptali ya da giriş yasağı gibi işlemlerde yabancının statüsüz kalmaması için yürütmenin durdurulması talebi dava dilekçesinde ayrıca ileri sürülür.
Dava süresi tek bir rakam değildir. Sınır dışı etme kararında yedi gün, uluslararası koruma esasa ilişkin kararlarında otuz gün, kabul edilemezlik ve hızlandırılmış değerlendirme kararlarında on beş gün uygulanır. İkamet izni reddi gibi özel süre öngörülmeyen işlemlerde ise idari yargıdaki genel dava açma süresi geçerlidir. Hangi rakamın uygulanacağını karar tipi belirler, dosyanın konusu değil.
İptal davasının başarısı iki şeye bağlıdır. Birincisi sürenin kaçırılmamasıdır; süre hak düşürücüdür ve kaçırıldığında dosyanın esası hiç incelenmez. İkincisi idari işlemin hangi unsurunda sakatlık bulunduğunun gösterilmesidir: yetki, şekil, sebep, konu ve amaç. Somut bir unsura oturmayan itiraz, soyut bir şikâyet olarak kalır.
Sebep unsuru bu dosyalarda en sık tartışılan başlıktır. İdarenin dayandığı olgunun gerçekten var olup olmadığı, var olsa bile ilgili kanun maddesinin kapsamına girip girmediği ve kararın ölçülü olup olmadığı ayrı ayrı incelenir. Kamu düzeni gerekçeli kararlarda idarenin takdir yetkisi geniştir, ancak sınırsız değildir ve somut olguyla desteklenmesi aranır.
İdari işlemin unsurlarına ilişkin genel çerçeveyi idare hukuku sayfamızda ayrıntılı ele aldık. Göç dosyalarında bu çerçeve, yabancılar hukukuna özgü süreler ve yürütmenin durdurulması rejimiyle birlikte uygulanır.
İtiraz yolunun en sık kaybedildiği yer hukuki bir eksiklik değil, zamanlamadır. Süre işlemeye başladıktan sonra geçen her gün hakkı geri döndürülemez biçimde daraltır. Olumsuz bir kararla karşılaşan yabancı için ilk hukuki adım, itirazın gerekçesini kurmak değil, kaç günü kaldığını tespit etmektir.
⚖️ En Sık Yapılan Başvuru Hataları
Göçmenlik başvurularında sorunların çoğu dosyanın içeriğinden değil, kuruluşundaki hatalardan doğar. Hatalar başta küçük görünür, ama bir yenileme, bir denetim ya da bir itiraz anında bütün ağırlıklarıyla yüzeye çıkar. Aşağıdaki beş başlık, İstanbul’daki göçmenlik dosyalarında en sık karşılaşılan kuruluş hatalarıdır ve her biri farklı bir aşamada sonuç doğurur.
Yanlış izin kategorisine başvuru ilk sıradadır. Kalış amacı ile talep edilen izin türü örtüşmediğinde, başvuru belge eksiği olmasa bile reddedilir; üstelik amaç değiştiğinde mevcut izin dönüştürülmez, yeni amaca uygun izin için yeni başvuru yapılır. Turizm amaçlı kısa dönem izinlerde bu sorun özellikle sık görülür, çünkü toplamda bir yıl veya daha uzun süre turizm amaçlı izin almış yabancılardan haklı gerekçe aranmaktadır.
İkinci sırada belge ve çeviri hataları yer alır. Yabancı resmi belgelerin usulüne uygun tasdik edilmemesi, yeminli tercüman yerine serbest çeviri sunulması ya da altmış günlük pasaport payının hesaplanmaması, dosyayı esasa girilmeden geri döndürür. Belgenin geçerlilik tarihi de sık atlanır; adli sicil kaydı ve sağlık sigortası poliçesi gibi evraklar başvuru gününde değil, değerlendirme gününde de geçerli olmalıdır.
Üçüncüsü takvim hatalarıdır. Uzatma başvurusunun izin süresi dolduktan sonra yapılması, altı ay içinde kullanılmaya başlanmayan iznin geçersizleşmesi, yurt dışında geçirilen sürenin bir yıl içinde yüz seksen günü aşması. Üçü de yabancının hiçbir yanlış beyanı olmadan statü kaybı üretebilir.
Dördüncüsü beyan ile belge arasındaki tutarsızlıktır. Uluslararası koruma dosyalarında mülakattaki anlatım ile sunulan belgeler arasındaki çelişki, başvurunun güvenilirliğini bütün olarak zayıflatır; idare çelişkiyi bir hata olarak değil, bir gösterge olarak okur. Tarih ve yer bilgisindeki küçük sapmalar bile bu okumayı tetikleyebilir, çünkü değerlendirme tek bir beyana değil, beyanların birbiriyle uyumuna bakar.
Beşincisi temsil boşluğudur. Dosyanın bir kısmının danışmanlık şirketi, bir kısmının avukat tarafından yürütüldüğü hallerde tebligatın kime ulaştığı belirsizleşir ve süreler kimsenin takvimine yazılmamış olur. Yabancılar avukatı ile çalışan dosyalarda bile, vekaletnamenin kapsamı dışında kalan bir işlem aynı boşluğu üretebilir.
Sonuçlar başvurunun reddiyle sınırlı kalmaz. İdari para cezası, Türkiye’ye giriş yasağı ve bazı durumlarda sınır dışı riski gündeme gelir. Bir yabancının gördüğü şey doldurulması gereken bir formdur; idarenin gördüğü ise bir statü talebinin hukuki tutarlılığıdır. Aradaki bu algı farkı, basit görünen başvuruların neden sık reddedildiğini açıklar.
⚖️ Yurt Dışından Vekaletle Süreç Yönetimi
Göçmenlik süreçlerinin büyük bölümü yabancının Türkiye’de fiziksel olarak bulunmasını gerektirmez. İkamet ve çalışma izni başvurularının hazırlığı, belge toplama ve tasdik süreci, idari itirazlar ve idare mahkemesindeki davalar usulüne uygun düzenlenmiş bir vekaletname üzerinden uzaktan yürütülür. Bu yapı, henüz Türkiye’ye gelmemiş yabancılar için olduğu kadar, hakkında giriş yasağı bulunduğu için ülkeye giremeyen yabancılar için de belirleyicidir.
Vekaletname yabancının bulunduğu ülkede noter önünde düzenlenir ve Apostille Konvansiyonu kapsamındaki ülkelerde Apostille şerhiyle onaylanır. Apostille sistemine taraf olmayan ülkeler için Türk konsolosluğu üzerinden tasdik alternatifi vardır. Her iki halde de belge yeminli tercüman aracılığıyla Türkçeye çevrilir ve yetkili makama sunulur.
Vekaletnamenin kapsamı sürecin sınırını çizer. Yalnızca başvuru yapma yetkisi veren bir vekaletname, ret kararına karşı dava açmaya yetmez; dosyanın yargıya taşınma ihtimali baştan öngörülmezse, en kritik anda yeni bir vekaletname için haftalar kaybedilir. Yedi günlük sınır dışı takviminde bu kayıp telafi edilemez.
Vekaletnamenin dili ve tercümesi de sonuç doğurur. Yurt dışında düzenlenen metinde kullanılan yetki ifadelerinin Türk hukukundaki karşılıkları tam oturmadığında, makam yetkiyi dar yorumlar. Bu nedenle vekaletname metni, düzenleneceği ülkeye gönderilmeden önce Türkiye’deki dosyanın ihtiyacına göre hazırlanır (hazır bir örneğin doldurulması, çoğu zaman ikinci bir vekaletname masrafı üretir).
Fiziksel bulunma gerektiren aşamalar sınırlıdır. Biyometrik kayıt gerektiren işlemler ve uluslararası koruma başvurusunun bizzat yapılması zorunluluğu bu istisnaları oluşturur; bunların dışındaki adımlar farklı ülkelerdeki müvekkiller için İstanbul’dan yürütülebilir.
Vekaletnamenin hazırlanmasına ilişkin genel usul ve belge gereklilikleri için İstanbul hukuk büromuzun çalışma yöntemine bakabilirsiniz.
⚖️ İstanbul’da Göçmenlik Avukatı Seçerken Nelere Bakılmalı?
Seçim kriteri unvan değil, dosya geçmişidir. Göçmenlik ve iltica hukukunda avukatın hangi karar tipleriyle çalıştığı, hangi mahkemelerde dosya yürüttüğü ve acil takvimli işlerde ne kadar hızlı hareket edebildiği, genel hukuk bilgisinden daha belirleyicidir. Türkiye’de avukatlık mevzuatında göçmenlik için resmi bir uzmanlık unvanı bulunmadığı için (yani hiçbir levhada göçmenlik uzmanı ibaresi yer almaz), değerlendirme ancak somut sorular üzerinden yapılabilir.
İlk bakılacak şey takvim yönetimidir. Yedi günlük, on günlük ve on beş günlük süreler taşıyan bir alanda çalışan avukatın, tebliğ tarihini ve kalan süreyi ilk görüşmede netleştirmesi beklenir. Süreyi ikinci görüşmeye bırakan bir yaklaşım, dosyanın en kırılgan kısmını riske atar.
İkincisi kapsam netliğidir. İkamet izni başvurusu ile uluslararası koruma dosyası aynı kanunun içinde yer alsa da farklı pratikler gerektirir; bir büronun hangisinde derinleştiği baştan sorulmalıdır. Aynı şekilde vatandaşlık süreçleri ayrı bir mevzuata tabidir ve vatandaşlık avukatı tarafındaki uzmanlık ayrı değerlendirilir.
Üçüncüsü doğrulanabilirliktir. Avukatın baro kaydı ve sicil durumu kamuya açık kaynaklardan teyit edilebilir; yabancılar için bu kontrol, tanımadıkları bir hukuk sisteminde ilk güvenlik adımıdır. Vekaletnamenin kime verildiği de aynı kontrolün parçasıdır: yetki, bir şirkete ya da bir aracıya değil, dosyayı yürütecek avukata verilir.
Dördüncüsü dil ve iletişimdir. Mülakat hazırlığı ve idari başvurularda beyanın doğru aktarılması esastır; tercüman üzerinden yürüyen bir süreçte, hukuki terimin doğru karşılığının kullanılıp kullanılmadığını denetleyecek olan avukattır. Zulüm, ciddi zarar ve kamu düzeni gibi kavramların gündelik karşılıkları ile hukuki karşılıkları örtüşmez; aradaki farkı gözetmeyen bir tercüme, doğru anlatılmış bir olayı yanlış kategoriye taşır.
Son olarak vaatlerin biçimi bir göstergedir. Göç hukukunda idarenin takdir yetkisi geniştir ve hiçbir başvurunun sonucu baştan taahhüt edilemez. Sonucu değil, süreci ve olasılıkları anlatan bir yaklaşım, bu alanda daha güvenilir bir işarettir.
⚖️ Kimler İçin Çalışıyoruz?
Büromuza gelen göçmenlik dosyaları üç ana profilde toplanır ve her profil farklı bir takvim ile farklı bir risk taşır. Profilin doğru tanımlanması, hangi izin türünün ve hangi başvuru sırasının uygun olduğunu baştan belirler; aynı yabancı için iki farklı sıralama, iki farklı statü sonucu üretebilir.
Birinci profil, Türkiye’de yatırımı veya işi bulunan yabancılardır. Bu dosyalarda ikamet izni genellikle bir şirket kuruluşu, gayrimenkul alımı ya da çalışma izni süreciyle birlikte yürür. Yatırım tutarı Cumhurbaşkanınca belirlenen kapsama giriyorsa kısa dönem ikamet izni beşer yıllık sürelerle düzenlenebilir ve bu, yenileme yükünü belirgin biçimde azaltır.
İkinci profil, Türkiye’de ailesi bulunan yabancılardır. Türk vatandaşıyla evlilik, çocukların eğitimi ve aile ikamet izninin üç yıllık döngüsü bu dosyaların omurgasını oluşturur. Buradaki asıl risk, statünün bir başkasının statüsüne bağlı olmasıdır; eşin veya ebeveynin izninde yaşanan bir değişiklik, tüm ailenin takvimini etkiler.
Üçüncü profil, koruma talebiyle gelen yabancılardır. Bu dosyalarda başvurunun ilk günü ile mülakat arasındaki hazırlık, sonucu en çok etkileyen aşamadır; olumsuz karar halinde ise on günlük ve otuz günlük süreler devreye girer. Kabul edilemezlik ya da hızlandırılmış değerlendirme söz konusuysa takvim on beş güne iner ve verilecek mahkeme kararı kesin olur (yani bu dosyalarda ikinci bir derece yoktur).
Dördüncü ve daha küçük bir profil, Türkiye’de uzun süredir yaşayan ve statüsünü kalıcı hale getirmek isteyen yabancılardır. Bu dosyalarda çalışma genellikle geçmişe dönüktür: sekiz yıllık kesintisizliğin gerçekten kesintisiz olup olmadığı, yurt dışında geçirilen sürelerin toplamı ve geçmiş izinlerin türleri tek tek çıkarılır. Uzun dönem ikamet izni başvurusu, çoğu zaman başvurudan önceki arşiv çalışmasında kazanılır ya da kaybedilir.
Üç profilin ortak noktası, dosyaların nadiren tek başına yürümesidir. Bir yabancı için aynı anda bir ikamet uzatması, bir çalışma izni başvurusu ve bir idari itiraz açık olabilir; bunların birlikte planlanması, ayrı ayrı yürütülmesinden farklı bir sonuç üretir. Türk vatandaşlığına geçiş düşünülüyorsa, ikamet geçmişinin bu hedefe uygun kurulması gerekir ve konunun çerçevesini Türk vatandaşlığı nasıl alınır sayfamızda ele aldık.
⚖️ İlgili Hukuki Kaynaklar
🔹 İkamet ve Çalışma İzni
Türkiye’de İkamet İzni Nasıl Alınır? Altı izin türünün başvuru şartlarını, gerekli belgeleri ve valilik randevu sürecinin adım adım işleyişini ele alır.
Türkiye’de Oturma ve Çalışma İzinlerinin Alınması Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na yapılan çalışma izni başvurusu ile ikamet statüsünün nasıl birlikte planlandığını anlatır.
🔹 Vatandaşlık
Türk Vatandaşlığı Nasıl Alınır? 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu kapsamındaki başvuru yollarını ve ikamet geçmişinin bu süreçteki rolünü açıklar.
Yatırım Yoluyla Türk Vatandaşlığı Gayrimenkul, banka mevduatı ve diğer yatırım yollarındaki tutar eşiklerini ve elde tutma yükümlülüklerini ele alır.
Vatandaşlık Avukatı Vatandaşlık başvurularında hukuki temsilin kapsamını ve ret halinde izlenecek yolu anlatır.
🔹 İdari Yargı ve Süreler
İdare Hukuku İdari işlemin yetki, şekil, sebep, konu ve amaç unsurlarını ve iptal davasının işleyişini ele alır.
Adli Tatilde Yabancı İşlemleri Adli tatil döneminde hangi sürelerin işlemeye devam ettiğini ve yabancı dosyalarında takvimin nasıl yönetildiğini açıklar.
Hukuki Danışmanlık Randevusu
İster ilk kez ikamet, çalışma izni ya da uluslararası koruma başvurusu yapıyor olun, ister bir ret veya sınır dışı kararına karşı dava sürenizin içinde bulunun, İstanbul’daki göçmenlik ve iltica hukuku ekibimiz durumunuzu değerlendirmek için görüşmeye hazırdır.
⚖️ Sonuç
Bir ülkeye girmek fiziksel bir hareket gibi görünür, ama başından beri hukuki bir statü inşasıdır. Göç hukukunda bu inşanın malzemesi belge değil, takvimdir: yedi gün, on gün, on beş gün, otuz gün, altmış gün, doksan gün. Bu sayfada anlatılan her sürecin arkasında bunlardan biri durur.
Başvuruların çoğu gerçeğin eksikliğinden değil, o gerçeğin doğru zamanda ve doğru çerçevede anlatılamamasından zarar görür. Doğru kurulan bir dosya sonradan savunma gerektirmez; kendini baştan anlatır. Bir başvurunun ardında her zaman bir evrak değil, bir hayat planı vardır (ve o planın hukuken görünür kılınması, bu işin özüdür).

