Kamulaştırma avukatı, idarenin kamu yararı için başlattığı taşınmaz ediniminde maliki temsil eden ve bedel tespiti davasında mülkiyet hakkını savunan hukukçudur.
Kamulaştırma davaları, Türkiye’de bir taşınmaz sahibinin devletle en doğrudan temas ettiği hukuki alandır. Bir metro hattı, bir baraj, bir çevre yolu ya da bir imar planı değişikliği, yıllardır elde tutulan bir arsayı bir sabah idarenin programına dahil edebilir. Malik çoğu zaman süreci bir tebligatla öğrenir ve o tebligat elde tutulduğu andan itibaren süreler işlemeye başlar.
Kamulaştırma davası tam olarak nedir? Kamulaştırma davası, idarenin kamu yararı kararına dayanarak bir taşınmazı bedelini ödeyerek mülkiyetine geçirmesi sürecinde açılan davadır ve burada dosyayı açan taraf malik değil, idaredir. Malik kendi taşınmazının bedelinin konuşulduğu davada davalı sıfatını taşır. Bu, sürecin en yanlış anlaşılan tarafıdır: kimse hakkını aramak için mahkemeye gitmez, mahkeme kapıya gelir.
Sürecin hukuki dayanağı Anayasa’nın 46. maddesi ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’dur. Anayasa idareye kamulaştırma yetkisi tanırken bu yetkiyi sıkı şartlara bağlar; kanun ise bu şartların nasıl uygulanacağını, bedelin nasıl belirleneceğini ve malikin hangi aşamada hangi yola başvurabileceğini adım adım düzenler.
Bu süreçte avukata ne zaman başvurmak gerekir? Doğru an, idarenin uzlaşma davet yazısının tebliğ edildiği gündür; en geç ise mahkemeden gelen meşruhatlı davetiyenin alındığı gün. Kanun bu iki noktada malike sırasıyla on beş ve otuz günlük süreler tanır ve bu sürelerin ikisi de hak düşürücü niteliktedir. Süre geçtikten sonra devreye girmek, kaybedilmiş bir hakkı geri kazanmak değil, kalan dar alanda çalışmak anlamına gelir.
Uygulamada en çok karşılaştığımız tablo şudur: malik idarenin davet yazısını alır, teklif edilen rakamı düşük bulur, ama sürecin ilerleyen aşamasında bedelin nasılsa mahkemede yükseleceğini varsayarak beklemeyi tercih eder. Bu varsayım bazı dosyalarda doğrudur, bazılarında ise malikin en güçlü olduğu anı geride bırakmasına yol açar.
Hangisi daha isabetli, idareyle anlaşmak mı davayı beklemek mi? Bu sorunun cevabı taşınmazın niteliğine göre değişir, ama bir kural sabittir: en hızlı yol aynı zamanda en geri dönülmez olanıdır. 2942 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca uzlaşma tutanağı imzalandığında taşınmaz kamulaştırma yoluyla alınmış sayılır ve bu kamulaştırmaya ya da bedeline karşı itiraz davası açılamaz. Masada atılan bir imza, mahkeme salonunda açılabilecek bütün kapıları aynı anda kapatır.
Bedel nasıl yükseltilir? Bedel, mahkemenin görevlendirdiği bilirkişi kurulunun taşınmaz başında yaptığı keşif ve düzenlediği rapor üzerinden yükselir; arsa niteliğindeki taşınmazlarda emsal karşılaştırma, arazi niteliğindekilerde ise net gelir esaslı değerleme yöntemiyle. Bu raporun hangi emsalleri seçtiği, seçmediği emsalleri neden dışarıda bıraktığı ve taşınmazın imar durumunu doğru yansıtıp yansıtmadığı, dosyanın sonucunu belirleyen asıl teknik alandır.
Aşağıdaki bölümlerde önce kamulaştırma avukatının süreç içindeki somut işlevini, ardından davanın işleyişini, bedelin hesaplanma yöntemini, acele kamulaştırma ve kamulaştırmasız el atma gibi özel durumları ve süre haritasının tamamını ele alıyoruz.
⚖️ Kamulaştırma avukatı ne yapar, süreç hangi noktada avukatla yürür?
Kamulaştırma avukatı, malik adına idarenin işlemini hukuka uygunluk yönünden denetler, uzlaşma görüşmesini yönetir, bedel tespiti ve tescil davasında keşif ve bilirkişi aşamasını takip eder ve raporun eksik veya hatalı yönlerine karşı itirazları hazırlar. İş, dilekçe yazmakla başlamaz; taşınmazın dosyasını idareden önce anlamakla başlar.
Bu alanda avukatın işlevi üç ayrı düzlemde çalışır. Birincisi usul denetimidir: kamu yararı kararının yetkili merci tarafından alınıp alınmadığı, kararın onaylanması, taşınmazın kamulaştırma sınırları içinde doğru şekilde belirlenip belirlenmediği, tapu siciline şerh verilip verilmediği ve şerhin süresi içinde işleme dönüşüp dönüşmediği. İdarenin bu zincirde attığı bir adımı atlaması, malik için idari yargıda somut bir dayanak üretir.
İkincisi değerleme düzlemidir. Kamulaştırma davalarının büyük bölümü hukuki bir tartışmadan çok teknik bir değer tartışmasıdır. Bilirkişi raporundaki emsal seçimi, kapitalizasyon oranı, taşınmazın imar durumu ve arsa payı hesabı, dosyanın sonucunu bir dilekçenin hukuki gerekçesinden daha fazla etkiler. Avukatın burada yaptığı iş, teknik raporu hukuki bir itiraza çevirmektir.
Değerleme tarafında avukatın somut olarak yaptığı iş şudur: bölgedeki gerçek satışların tapu harcına esas değerleriyle değil, fiili satış bedelleriyle tespit edilmesi; seçilen emsallerin dava konusu taşınmazla imar rejimi, yüzölçümü ve konum bakımından karşılaştırılabilir olduğunun ortaya konması; ve taşınmazın değerini objektif olarak artıran unsurların (yola cephe, altyapı bağlantısı, topografya) rapora yansıtılmasının sağlanması.
Üçüncüsü zaman düzlemidir ve en az fark edilenidir. Kamulaştırma mevzuatı süre üzerine kuruludur: on beş gün, otuz gün, kırk beş gün, beş yıl. Bu sürelerin her biri farklı bir hakkın kapısıdır ve hiçbiri kendiliğinden yeniden açılmaz. Malikin çoğu zaman kaybettiği şey davası değil, takvimidir.
Bu sayfada anlatılan çerçeve, taşınmaz uyuşmazlıklarının daha geniş alanıyla da temas eder; tapu kaydına yönelik ihtilaflarda tapu iptali ve tescil davası süreci, mülkiyetin idari işlemle sınırlandığı hallerde ise idare hukuku alanındaki başvuru yolları devreye girer.
⚖️ Kamulaştırma davalarında ilk otuz gün neden belirleyicidir?
İlk otuz gün belirleyicidir çünkü 2942 sayılı Kanun’un 14. maddesi, kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal davası açma süresini mahkemece yapılan tebligat gününden itibaren otuz günle sınırlar. Bu süre içinde dava açılmazsa, işlemin hukuka aykırılığı iddiası bir daha gündeme getirilemez ve dosya yalnızca bedel tartışmasına indirgenir.
Burada çoğu malikin bilmediği ikinci bir katman vardır. İptal davası açmak tek başına yeterli olmayabilir; kanun, kamulaştırma işleminin kesinleşmemesi için idari yargıda dava açılmasının yanında yürütmenin durdurulması kararı alınmasını da arar. Aksi halde asliye hukuk mahkemesindeki bedel tespiti ve tescil davası ilerlemeye devam eder, tespit edilen bedel üzerinden taşınmaz idare adına tescil edilir. Yani iki kapı vardır ve ikisi de aynı otuz gün içinde çalınmalıdır.
Peki iptal davası kazanılırsa taşınmaz geri gelir mi? İptal kararı, kamulaştırma işlemini doğduğu andan itibaren geçersiz kılar ve Anayasa Mahkemesi’nin değerlendirmelerinde de vurgulandığı üzere bu tespit, davayı açmayan paydaşlar bakımından da sonuç doğurur. Ancak tescil çoktan gerçekleşmiş ve yürütme durdurulmamışsa, fiili durumun geri çevrilmesi ayrı bir hukuki mücadele konusu haline gelir. Bu yüzden zamanlama, sonuçtan önce gelir.
Aynı otuz günlük süre içinde maddi hatalara karşı adli yargıda düzeltim davası açma imkânı da bulunur. Yüzölçümü, parsel numarası, malik bilgisi veya kamulaştırma sınırına ilişkin maddi hatalar bu yolla düzeltilir. Paylı ve elbirliği mülkiyetinde ise paydaşların tek başına dava hakkı vardır; bir paydaşın hareketsiz kalması diğerinin hakkını kapatmaz.
Pratikte gördüğümüz en pahalı hata, malikin bu otuz günü “önce bir bilirkişi ne diyecek görelim” diyerek geçirmesidir. Bilirkişi bedeli konuşur, işlemin hukuka uygunluğunu konuşmaz. O tartışma o kapı kapandığında biter.

⚖️ İstanbul’da kamulaştırma davaları ve büromuzun çalışma biçimi
İstanbul, kamulaştırma davalarının yoğunluk bakımından en üst sırada yer aldığı şehirdir; ulaşım altyapısı, kentsel dönüşüm uygulamaları ve büyük ölçekli kamu yatırımları taşınmaz maliklerini doğrudan etkileyen süreçler üretir. Bu yoğunluğun pratik sonucu, aynı bölgede birbirine benzeyen dosyaların farklı sonuçlar vermesidir.
Fark çoğunlukla emsal seçiminden doğar. İstanbul’da bir mahallenin iki sokağı arasında imar durumu, yola cephe ve kullanım izni bakımından ciddi değer farkları bulunabilir. Bilirkişi kurulunun seçtiği emsal taşınmaz, dava konusu taşınmazla aynı imar rejimine tabi değilse, ortaya çıkan bedel piyasa gerçeğinin altında kalır. Bu noktadaki itiraz, teknik bir metin değil, karşılaştırılabilirlik üzerine kurulmuş hukuki bir argümandır.
Oznur & Partners olarak kamulaştırma dosyalarını taşınmazın kendi belgeleriyle başlatırız: tapu kaydı ve takyidat durumu, imar durumu belgesi, varsa yapı ruhsatı ve yapı kullanma izni, taşınmaza ilişkin önceki değerleme raporları ve bölgedeki güncel satış verileri. Bu dosya, uzlaşma görüşmesine gidilse de gidilmese de aynı işi görür: idarenin tahmini bedeliyle taşınmazın gerçek durumu arasındaki mesafeyi ölçülebilir hale getirir.
İstanbul dosyalarında ikinci belirleyici unsur, taşınmazın imar geçmişidir. Aynı parsel yıllar içinde birden fazla plan değişikliğinden geçmiş olabilir ve bu değişikliklerden biri taşınmazı yapılaşmaya kapatmışsa, kamulaştırma anındaki değer o kapanmanın gölgesinde tespit edilir. Bu durumda malikin sorusu çoğu zaman “bedel neden bu kadar düşük” olur; cevap ise kamulaştırma dosyasında değil, yıllar önce yürürlüğe girmiş bir plan değişikliğinde yatar (ve o değişiklik hukuki el atma iddiasının da zeminini oluşturabilir).
Sürecin fiziksel olarak İstanbul’da yürütülmesi her zaman gerekmez. Vekaletname düzenlendikten sonra keşif ve duruşma takibi, bilirkişi raporuna itiraz ve tebligat süreçleri malik yurt dışında veya başka bir şehirdeyken de yürütülebilir. Şehir dışında yaşayan mirasçıların ortak paydaş olduğu dosyalarda bu, pratik bir kolaylıktan öte, sürelerin kaçırılmamasını sağlayan bir zorunluluktur.
Taşınmaz portföyü geniş olan müvekkillerde çalışmayı tek dosyayla sınırlamayız; İstanbul gayrimenkul avukatı hizmeti kapsamında aynı bölgedeki diğer parsellerin imar ve kamulaştırma riski de birlikte değerlendirilir.
Elinizde bir kamulaştırma tebligatı varsa, süre bugün işlemeye başlamış olabilir
Tebligatın tarihini ve içeriğini paylaşın, hangi sürelerin işlediğini ve hangi yolların hâlâ açık olduğunu birlikte netleştirelim.
⚖️ Kamulaştırma nedir ve hangi hukuki dayanağa oturur?
Kamulaştırma, devletin ve kamu tüzel kişilerinin kamu yararının gerektirdiği hallerde özel mülkiyetteki taşınmaz malları, kaynakları ve irtifak haklarını bedelini nakden ve peşin ödeyerek mülkiyetlerine geçirmesi işlemidir. İşlem, malikin rızasına bağlı değildir; kanunun öngördüğü usule bağlıdır.
Temel dayanak Anayasa’nın 46. maddesidir. Bu madde, kamulaştırma yetkisini kamu yararı şartına, bedelin peşin ödenmesi kuralına ve kanunla düzenlenme zorunluluğuna bağlar. Anayasa’nın 35. maddesi ise mülkiyet hakkını güvence altına alır ve bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabileceğini belirtir.
Uygulama kanunu, 4 Kasım 1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’dur. Kanun; kamulaştırmada yapılacak işlemleri, bedelin hesaplanmasını, taşınmazın ve irtifak hakkının idare adına tescilini, kullanılmayan taşınmazın geri alınmasını ve idareler arasındaki devir işlemlerini düzenler. Güncel metne Mevzuat Bilgi Sistemi üzerinden erişilebilir.
Kamulaştırma ile devletleştirme aynı şey değildir. Kamulaştırma bireysel bir taşınmaza yöneliktir ve mülkiyeti idareye geçirir; devletleştirme ise kamu hizmeti niteliği taşıyan özel teşebbüslerin tamamına yönelik, sektörel bir işlemdir ve Anayasa’nın 47. maddesinde ayrı düzenlenmiştir.
Kamulaştırma her zaman mülkiyetin tamamının devri anlamına da gelmez. Amaç için mülkiyetin devri zorunlu değilse, kanunun 4. maddesi uyarınca taşınmaz üzerinde irtifak hakkı kurulması yoluyla da kamulaştırma yapılabilir. Enerji nakil hatları ve boru hattı projelerinde en sık karşılaşılan biçim budur ve bu dosyalarda tartışma mülkiyet değil, taşınmazda meydana gelen değer düşüklüğüdür.
⚖️ Kamulaştırma süreci adım adım nasıl işler?
Kamulaştırma süreci, idarenin kamu yararı kararı almasıyla başlar ve taşınmazın idare adına tapuya tescil edilmesiyle tamamlanır. Aradaki aşamalar kanunda sırayla tanımlanmıştır ve her aşama malik için farklı bir hak doğurur.
1. Yeterli ödeneğin temini. İdareler yeterli ödenek temin edilmeden kamulaştırma işlemlerine başlayamaz. Bu, kanunun 3. maddesinde yer alan ve uygulamada sıklıkla gözden kaçan bir ön şarttır.
2. Kamu yararı kararı ve onay. İdare, yapacağı kamulaştırma için kamu yararı kararı alır ve bu karar yetkili merci tarafından onaylanır. Kararın hangi merciden çıkacağı, kamulaştırmayı yapan idarenin türüne göre belirlenir.
3. Taşınmazın belirlenmesi ve tapuya şerh. Kamulaştırılacak taşınmaz, sınırları ve yüzölçümü ile tespit edilir; idare kamulaştırma kararının tapu siciline şerh verilmesini ilgili tapu müdürlüğüne bildirir. İdare, şerh tarihinden itibaren altı ay içinde bedel tespiti ve tescil istemiyle mahkemeden alınacak belgeyi tapu idaresine sunmazsa, şerh resen silinir.
4. Kıymet takdiri ve uzlaşma komisyonu. İdare, tahmini bedeli belirlemek üzere kıymet takdir komisyonu, pazarlık ve trampa işlemlerini yürütmek üzere ise en az üç kişiden oluşan uzlaşma komisyonu görevlendirir.
5. Satın alma usulü daveti. İdare, taşınmazı pazarlıkla satın almak veya kendi taşınmazlarından biriyle trampa etmek istediğini resmi taahhütlü bir yazıyla malike bildirir. Bu yazıda teklif edilen bedel belirtilmez.
6. Uzlaşma görüşmesi. Malik on beş gün içinde başvurursa komisyonun belirlediği tarihte pazarlık görüşmesi yapılır. Anlaşma sağlanırsa tutanak düzenlenir ve bu tutanak malikin ferağ beyanı ile tapuda idare adına yapılacak tescilin hukuki sebebi sayılır.
7. Bedel tespiti ve tescil davası. Anlaşma sağlanamaz veya ferağ verilmezse idare, 10. madde uyarınca taşınmazın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesinde bedel tespiti ve idare adına tescil davası açar.
8. Tescil ve ödeme. Mahkemece tespit edilen bedelin bankaya yatırılması üzerine taşınmaz idare adına tescil edilir ve bedel hak sahibine ödenir.
Bu aşamaların her biri malik için farklı bir bilgi kaynağıdır. Kamu yararı kararı ve onayı, işlemin hangi projeye dayandığını ve hangi merci tarafından karara bağlandığını gösterir. Tapu şerhi, sürecin resmen başladığı tarihi sabitler ve altı aylık süreyi işletir. Kıymet takdir komisyonunun raporu ise idarenin taşınmaza biçtiği değeri ve bu değeri hangi verilere dayandırdığını ortaya koyar.
Malikin bu belgelere erişimi, sürecin başında sanıldığı kadar kapalı değildir. Kamulaştırma dosyası, bedel tespiti davası açıldığında dava dilekçesi ekinde mahkemeye sunulur ve taraf sıfatıyla incelenebilir. Dosyanın ilk gün okunması ile bilirkişi raporu geldikten sonra okunması arasındaki fark, itirazın somut veriye dayanıp dayanmamasıdır.
Sürecin bu haliyle okunduğunda düz bir çizgi gibi görünmesi yanıltıcıdır. Malik açısından süreç, kendisine ulaşan iki yazıdan ibarettir: idarenin davet yazısı ve mahkemenin davetiyesi. Geri kalan aşamalar idarenin kendi iç işleyişinde tamamlanır ve malik bunları ancak sonradan, dosya üzerinden görebilir.
⚖️ İdareyle uzlaşmak mı, davayı beklemek mi daha doğru?
Uzlaşma, süreci aylar hatta yıllar kısaltır; ancak imzalanan tutanak bedele karşı itiraz yolunu tamamen kapatır. Karar bu iki gerçeğin arasında verilir ve dosyaya göre değişir.
Satın alma usulünün işleyişi 2942 sayılı Kanun’un 8. maddesinde düzenlenmiştir. İdarenin resmi taahhütlü yazısının tebliğinden itibaren malik veya yetkili temsilcisinin on beş gün içinde pazarlıkla satma ya da trampa istemiyle idareye başvurması gerekir. Başvuru üzerine komisyonca belirlenen tarihte görüşme yapılır ve malike, kıymet takdir komisyonunun belirlediği tahmini değeri geçmemek üzere bir bedel teklif edilir.
Buradaki tavan kritiktir: uzlaşma aşamasında anlaşılabilecek bedel, idarenin kendi tespit ettiği tahmini değeri aşamaz. Yani uzlaşma masası, tanımı gereği bir üst sınırla kurulmuştur; mahkeme ise böyle bir tavanla bağlı değildir.
Anlaşma sağlanırsa idare, tutanağın düzenlenme tarihinden itibaren en geç kırk beş gün içinde bedeli hazır eder ve taşınmaz takyidatlardan arındırılarak idare adına tapuya resen tescil edilir; bedel tescilden sonra ödenir. Bu yolla alınan taşınmaz kamulaştırma yoluyla alınmış sayılır ve kamulaştırmaya ya da bedeline karşı itiraz davası açılamaz.
Uzlaşmanın makul olduğu tipik durumlar şunlardır: taşınmazın emsal verisi zayıfsa ve mahkeme değerlemesinin idarenin teklifinin belirgin şekilde üzerine çıkması beklenmiyorsa, taşınmaz üzerinde çok sayıda paydaş varsa ve yargılama süresi payların kullanımını uzun süre kilitleyecekse, ya da malikin nakit ihtiyacı yargılama süresini taşıyamayacak durumdaysa.
Davanın makul olduğu durumlar ise genellikle şunlardır: taşınmaz arsa niteliğinde ve bölgede güçlü emsal satış verisi mevcutsa, imar durumu idarenin değerlemesine tam yansımamışsa, taşınmaz kısmen kamulaştırılıyor ve kalan kısımda değer kaybı doğuyorsa, ya da kamulaştırma işleminin usulünde denetlenebilir bir aksaklık varsa.
Bu karar taşınmazın hukuki niteliğinden ayrı düşünülemez; miras yoluyla intikal etmiş ve paydaş sayısı yüksek taşınmazlarda süreç, miras hukuku tarafındaki paylaşım meseleleriyle iç içe yürür.
⚖️ Bedel tespiti ve tescil davası nasıl yürür?
Bedel tespiti ve tescil davası, satın alma usulüyle anlaşma sağlanamadığında idare tarafından taşınmazın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesinde açılan ve taşınmazın bedelinin mahkemece belirlenerek idare adına tescil edilmesini konu alan davadır.
Mahkeme, idarenin başvuru tarihinden itibaren en geç otuz gün sonrası için bir duruşma günü belirler ve bu günü, dava dilekçesi ile idarenin sunduğu belgelerin örnekleri de eklenerek malike meşruhatlı davetiye ile bildirir. Adresi tespit edilemeyen maliklere Tebligat Kanunu hükümleri uyarınca ilan yoluyla tebligat yapılır.
Duruşmada hâkim önce tarafları bedelde anlaşmaya davet eder. Taraflar anlaşırsa bu bedel kamulaştırma bedeli olarak kabul edilir. Anlaşma sağlanamazsa hâkim, en geç on gün içinde keşif ve otuz gün sonrası için duruşma günü belirleyerek, kanunun 15. maddesinde sayılan bilirkişiler eliyle taşınmazın değerini tespit için mahallinde keşif yapar. Keşifte muhtarın hazır bulunması sağlanır ve beyanı alınır.
Bilirkişi kurulu, taşınmazın değerini 11. ve 12. maddelerdeki esaslara göre takdir ederek gerekçeli raporunu on beş gün içinde mahkemeye verir. Değer tespitinde idare tarafından belgelerin mahkemeye verildiği gün esas alınır; yani sonraki fiyat hareketleri değil, o tarihteki durum belirleyicidir.
Bu dava ne kadar sürer? Kanun, davanın dört ay içinde sonuçlandırılmasını öngörür; uygulamada ise keşif takvimi, bilirkişi kurulunun oluşturulması ve rapora yapılan itirazlar nedeniyle süre çoğu dosyada bunun üzerine çıkar. Sürenin uzaması tek başına malik aleyhine değildir, ancak bedelin belirlendiği tarih sabit kaldığı için yüksek enflasyon ortamında ödeme anındaki alım gücü tartışma konusu haline gelir.
Dava sonunda tespit edilen bedelin hak sahibi adına bankaya yatırılması üzerine mahkeme, taşınmazın idare adına tesciline ve bedelin hak sahibine ödenmesine karar verir. Tescil kararı verildikten sonra malikin taşınmaz üzerinde yeni inşaat veya ekim yapma, mevcut yapıda esaslı değişiklik meydana getirme gibi kullanma hakları sona erer ve sonradan yapılanların değeri dikkate alınmaz.
⚖️ Kamulaştırma bedeli ne zaman ve nasıl ödenir?
Kamulaştırma bedeli kural olarak nakden ve peşin ödenir; bu, Anayasa’nın 46. maddesinde yer alan bir güvencedir. Taksitle ödeme, yalnızca Anayasa’nın ve 2942 sayılı Kanun’un 3. maddesinin saydığı sınırlı hallerde mümkündür.
Taksitin mümkün olduğu haller, tarım reformunun uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve turizm amacıyla yapılan kamulaştırmalardır. Bu hallerde dahi taksit rejimi serbest değildir: peşin ödenecek miktar kamulaştırma bedelinin altıda birinden az olamaz, kalan kısım en fazla beş yıl içinde faiziyle birlikte eşit taksitlere bağlanır ve taksitlere peşin ödeme gününü izleyen günden itibaren Devlet borçları için öngörülen en yüksek faiz haddi uygulanır.
Kanun bir de mutlak istisna tanır: kamulaştırılan topraktan, o toprağı doğrudan doğruya işleten küçük çiftçiye ait olanların bedeli her halde peşin ödenir. Bu hüküm, geçim kaynağı doğrudan taşınmaz olan malikleri taksit rejiminin dışında tutar.
Ödemenin fiili sırası da önemlidir ve maliklerin beklentisiyle çoğu zaman uyuşmaz. Satın alma usulünde bedel, tutanağın düzenlenmesinden itibaren kırk beş gün içinde hazır edilir, taşınmaz idare adına tapuya resen tescil edilir ve bedel tescilden sonra ödenir. Bedel tespiti ve tescil davasında ise tespit edilen bedelin hak sahibi adına bankaya yatırılması üzerine tescile karar verilir. Yani her iki yolda da mülkiyetin devri ile paranın ele geçmesi arasında kısa da olsa bir aralık bulunur (uygulamada gecikmelerin çoğu bu aralıkta, hak sahipliğinin bankaya ispatı aşamasında yaşanır).
Bedel yerine taşınmaz verilmesi de mümkündür. Kanunun 26. maddesi uyarınca mal sahibinin kabul etmesi halinde, idarenin kamu hizmetine tahsis edilmemiş taşınmazlarından biri kamulaştırma bedeli yerine verilebilir; ancak idarenin vereceği taşınmazın değeri kamulaştırma bedelinin yüzde yüz yirmisini aşamaz ve aradaki fark nakit olarak karşılanır. Trampa, nakit ihtiyacı olmayan ve bölgede yatırım devamlılığı arayan malikler için değerlendirilmeye değer bir seçenektir, ancak teklif edilen taşınmazın imar durumu ve takyidat kaydı en az kamulaştırılan parsel kadar dikkatli incelenmelidir.
Ödeme aşamasında sıkça karşılaşılan bir başka mesele, taşınmaz üzerindeki ipotek, haciz ve intifa gibi takyidatlardır. Kamulaştırma bedeli bu haklardan arındırılmış bir tapu kaydı üzerinden ödendiği için, takyidatların çözümü ödemenin ön koşulu haline gelir. Kredi borcu devam eden taşınmazlarda bankayla yürütülecek yazışma, dosyanın hukuki tarafından bağımsız olarak zaman alır.
⚖️ Kamulaştırma bedeli nasıl hesaplanır?
Kamulaştırma bedeli, taşınmazın niteliğine göre iki temel yöntemden biriyle hesaplanır: arsa niteliğindeki taşınmazlarda emsal karşılaştırma yöntemi, arazi niteliğindekilerde ise net gelirin kapitalizasyonu yöntemi. Yöntem seçimi, sonucu doğrudan belirlediği için dosyanın ilk teknik tartışma noktasıdır.
Kanunun 11. maddesi, bilirkişi kurulunun değer tespitinde dikkate alacağı unsurları sayar. Arsalarda kamulaştırma gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara göre satış değeri esas alınır. Arazilerde ise taşınmazın mevkii, şartları ve kullanılma şekline göre olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net gelir hesaplanır. Yapılarda ise resmi birim fiyatlar, yapı maliyet hesapları ve yıpranma payı dikkate alınır.
Aynı maddenin en çok yanlış anlaşılan hükmü şudur: değer tespitinde, kamulaştırmayı gerektiren imar ve hizmet teşebbüsünün sebep olacağı değer artışları ile ilerisi için düşünülen kullanma şekillerine göre getireceği kâr dikkate alınmaz. Yani bir metro istasyonu nedeniyle kamulaştırılan taşınmazın bedeli, o metro istasyonunun yaratacağı değer artışını içermez. Malikin sezgisiyle kanunun kuralının en sık çarpıştığı yer burasıdır.
Kısmen kamulaştırmada hesap farklıdır ve 12. maddede düzenlenmiştir. Taşınmazın bir bölümü kamulaştırıldığında, kalan kısmın değerinde kamulaştırma nedeniyle bir eksilme meydana geliyorsa bu eksilen değer tespit edilir ve kamulaştırılan kısmın bedeline eklenir. Kalan kısımda artış meydana geliyorsa artış miktarı tespit edilerek dikkate alınır. Uygulamada malikler çoğu zaman yalnızca alınan metrekarenin bedelini konuşur; oysa kalan parselin yola cephesini kaybetmesi ya da yapılaşma imkânının daralması, çoğu dosyada asıl kaybın bulunduğu yerdir.
İrtifak hakkı kurulması yoluyla yapılan kamulaştırmalarda ise bedel, taşınmazda veya kaynakta meydana gelecek kıymet düşüklüğüdür. Enerji hattı geçen tarım arazilerinde bu düşüklüğün hesaplanma biçimi, dosyanın tamamını belirler; benzer teknik tartışmalar enerji hukuku uyuşmazlıklarında da karşımıza çıkar.
⚖️ Bilirkişi raporuna nasıl itiraz edilir?
Bilirkişi raporuna itiraz, raporun sonucundaki rakamı tartışmakla değil, raporun dayandığı verinin ve yöntemin uygunluğunu tartışmakla yapılır. Rakama yönelik genel bir itiraz, çoğu dosyada aynı kurulun aynı sonucu tekrar etmesiyle biter.
Raporda denetlenmesi gereken başlıklar şunlardır:
- Emsal seçimi: Seçilen emsal taşınmazlar dava konusu taşınmazla aynı imar rejimine, benzer yüzölçümüne ve benzer konuma sahip mi; emsal satışlar özel amaç taşımayan gerçek satışlar mı.
- Değerlendirme tarihi: Değer tespitinde idarenin belgeleri mahkemeye verdiği gün esas alınmış mı.
- İmar durumu: Taşınmazın güncel imar durumu, yapılaşma koşulları ve emsal oranı rapora doğru yansıtılmış mı.
- Objektif değer artırıcı unsurlar: Yola cephe, altyapı bağlantısı, topografya ve kullanım kolaylığı hesaplamaya dahil edilmiş mi.
- Kapitalizasyon oranı: Arazilerde uygulanan oran, bölgedeki tarımsal gelir verileriyle uyumlu mu.
- Kalan kısımdaki değer kaybı: Kısmi kamulaştırmada 12. madde uyarınca eksilen değer ayrıca tespit edilmiş mi.
- Yapı ve ağaç bedelleri: Taşınmaz üzerindeki yapılar, tesisler ve meyve veren ağaçlar rapora dahil edilmiş mi.
İtiraz dilekçesinde bu başlıkların her biri için somut karşı veri sunulması gerekir: alternatif emsal satışlar, tapu kayıtları, imar durumu belgesi ve gerekiyorsa özel değerleme raporu. Mahkemeden ek rapor veya yeni bir bilirkişi kurulundan rapor alınması bu somut veriye dayandırıldığında sonuç verir.
Rapora itiraz süresi dosya bazında mahkemece belirlenir ve kaçırıldığında rapor hükme esas alınır. Bu, kamulaştırma dosyalarında sessizce kaybedilen ikinci süredir.
⚖️ Acele kamulaştırma nedir, nasıl itiraz edilir?
Acele kamulaştırma, 2942 sayılı Kanun’un 27. maddesinde düzenlenen ve idarenin taşınmaza bedel tespiti tamamlanmadan el koymasına imkân veren istisnai bir usuldür. Bu usulde mahkeme, taşınmazın kıymet takdirine esas olacak niteliklerini tespit ettirerek taşınmaza el konulmasına karar verir ve asıl bedel tespiti süreci sonradan yürür.
Usul istisnai olduğu için şartları da dardır: Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanunu’nun uygulanmasını gerektiren haller, özel kanunlarda öngörülen olağanüstü durumlar ve Cumhurbaşkanı kararıyla aceleliğine karar verilen haller. Uygulamada en sık karşılaşılan biçim üçüncüsüdür ve büyük altyapı projelerinde yaygındır.
Malik açısından acele kamulaştırmanın anlamı şudur: taşınmazın kullanımı, bedel konuşulmadan önce fiilen sona erebilir. Bu nedenle itiraz iki koldan yürür. Birinci kol, acelelik kararının kendisine yöneliktir ve idari yargıda açılacak iptal davasının konusudur; burada tartışılan, kamu yararının varlığı değil, aceleliği gerektiren olağanüstü durumun gerçekten mevcut olup olmadığıdır. İkinci kol, el koyma sonrası yürüyen bedel tespiti sürecidir ve normal davadaki bütün itiraz imkânlarını içerir.
Acele kamulaştırmanın malik açısından tek olumlu yanı, sürecin hızlanmasıdır: taşınmaza el konulduğu andan itibaren idarenin bedel tespiti davasını açması pratik bir zorunluluk haline gelir. Olumsuz yanı ise pazarlık zemininin ortadan kalkmasıdır. Uzlaşma masasında elinde kullanım hakkı bulunan bir malikle, taşınmazına şantiye kurulmuş bir malik aynı pozisyonda değildir (kanun bu farkı bedel hesabında ayrıca dikkate almaz).
Acele el koyma kararı verilen dosyalarda taşınmazın mevcut durumunun kayıt altına alınması ayrıca önemlidir. El koymadan önceki fiili durum, üzerindeki yapılar, ağaçlar ve kullanım biçimi belgelenmemişse, sonraki değerleme aşamasında bunların varlığını ispat etmek güçleşir.
⚖️ Kamulaştırma ile kentsel dönüşüm aynı şey midir?
Hayır. Kamulaştırma, idarenin taşınmazın mülkiyetini bedelini ödeyerek kendi üzerine geçirmesidir; kentsel dönüşüm ise yapı stokunun yenilenmesine yönelik, mülkiyetin kural olarak malikte kaldığı bir süreçtir. İkisi farklı kanunlara dayanır ve malike tanınan haklar da farklıdır.
Karışıklık, iki sürecin sahada sıklıkla yan yana yürümesinden doğar. Bir bölgede riskli alan ilan edilmesiyle başlayan dönüşüm sürecinde, yol, park ve donatı alanı olarak ayrılan parseller ayrıca kamulaştırmaya konu olabilir. Malik açısından bu, aynı mahallede iki farklı hukuki rejimin aynı anda işlemesi anlamına gelir.
Pratik ayrım şu üç soruyla yapılır. Taşınmazın mülkiyeti idareye mi geçiyor, yoksa yapı yenilenip malikte mi kalıyor? Karşılığında bedel mi ödeniyor, yoksa yeni bağımsız bölüm mü veriliyor? Süreci başlatan işlem bir kamu yararı kararı mı, yoksa riskli yapı veya riskli alan tespiti mi?
Bu ayrımın kaçırılması iki tipik hataya yol açar. Birincisi, kentsel dönüşüm sürecindeki bir malikin kamulaştırma sürelerini uygulamaya çalışmasıdır; ikincisi, gerçekte kamulaştırma kapsamına alınmış bir parselin sahibinin süreci müteahhit görüşmesi sanarak beklemesidir. İkinci durumda kaybedilen, 14. maddedeki otuz günlük süredir.
İmar uygulamalarında karşılaşılan bir üçüncü kavram da düzenleme ortaklık payıdır. Bu, kamulaştırma değildir ve bedel ödenmesini gerektirmez; imar uygulaması sırasında donatı alanları için parselden kesinti yapılmasıdır. Aynı parselde önce düzenleme ortaklık payı kesilmiş, sonra kalan kısım kamulaştırılmışsa, değerleme yapılırken bu iki işlemin ayrı ayrı ele alınması gerekir.
⚖️ Devlet arazime el koydu ama kamulaştırma yapılmadı, ne yapabilirim?
İdare bir taşınmaza kamulaştırma işlemi yapmadan el atmışsa, malik kamulaştırmasız el atma nedeniyle bedelin tahsilini talep edebilir. Bu, kamulaştırma davasından ayrı bir dava türüdür ve iki farklı biçimi vardır.
Fiili el atma, idarenin taşınmaza fiziken müdahale etmesidir: taşınmazın üzerinden yol geçirilmesi, park veya okul yapılması, altyapı tesisi kurulması gibi. Burada mülkiyet hâlâ malikin üzerindedir, ancak taşınmaz fiilen kamu hizmetine tahsis edilmiştir. Bu hallerde malik, taşınmazın bedelinin tazminini ve tapunun idare adına tescilini talep edebilir.
Hukuki el atma ise fiziksel bir müdahale olmaksızın, imar planı yoluyla mülkiyetin kullanılamaz hale gelmesidir. Kanunun ek 1. maddesi, uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmi kurumlara ayrılmak suretiyle mülkiyet hakkının özüne dokunacak şekilde tasarrufu hukuken kısıtlanan taşınmazlar hakkında, uygulama imar planının yürürlüğe girmesinden itibaren beş yıllık süre içinde imar programı veya imar uygulaması yapılmasını ve bütçe imkânları dâhilinde bu taşınmazların kamulaştırılmasını ya da kısıtlılığı kaldıracak plan değişikliği yapılmasını öngörür.
Bu beş yıllık süre, hukuki el atma davasının ön koşuludur. Süre dolduğu halde idare kamulaştırma yapmamış veya kısıtlılığı kaldıran plan değişikliğini gerçekleştirmemişse, malik bedele ilişkin talebini dava yoluyla ileri sürebilir.
Bu alanda görev konusu hareketlidir ve dosya bazında değerlendirilmesi gerekir. Anayasa Mahkemesi 16 Ocak 2025 tarihli kararıyla, ek 1. maddedeki bu davaların adli yargıda görüleceğini öngören cümleyi iptal etmiştir. Buna karşılık uygulamada Yargıtay daireleri hukuki el atma uyuşmazlıklarında görevli mahkemenin idare mahkemesi olduğu yönünde kararlar vermektedir. Yanlış yargı kolunda açılan dava görev yönünden reddedildiğinde kaybedilen yalnızca zaman olmaz; ara dönemdeki gelişmeler dosyanın esasını da etkileyebilir.
Fiili el atma dosyalarında tartışmanın ağırlık merkezi başka yerdedir: el atmanın tarihi ve kapsamı. İdare çoğu zaman taşınmazın tamamına değil bir bölümüne müdahale eder ve bu bölümün sınırları ancak keşifle ölçülebilir. El atılan alanın yüzölçümü, üzerinden geçen tesisin niteliği ve kalan kısmın kullanılabilirliği, bedelin tamamını belirleyen üç veridir. Bu nedenle dava açılmadan önce taşınmazın güncel durumunun ölçüm ve fotoğrafla belgelenmesi, dosyanın ilk teknik adımıdır.
Tazminatın hangi tarihteki değer üzerinden hesaplanacağı da ayrı bir başlıktır. Uygulamada bedel, dava tarihindeki rayiç değer esas alınarak ve kamulaştırma mevzuatındaki değerleme yöntemleri kıyasen uygulanarak hesaplanır. Yargılama süresi uzadıkça, hükmedilen tutarın tahsil anındaki alım gücü tartışma konusu haline gelir; bu, malikin dava açma kararını geciktirmemesi için pratik bir gerekçedir.
Husumetin doğru idareye yöneltilmesi de bu dosyalarda sık rastlanan bir kırılma noktasıdır. İmar planını yapan idare ile taşınmazı fiilen kullanan idare farklı olabilir (örneğin plan büyükşehir belediyesince yapılırken tesis ilçe belediyesince kurulmuş olabilir). Yanlış idareye yöneltilen dava husumet yokluğundan reddedildiğinde, kaybedilen yalnızca yargılama gideri olmaz.
Ayrıca 20 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 7584 sayılı Kanun ile 2942 sayılı Kanun’un yargılama gider ve harç rejimine ilişkin hükümlerinde, kamulaştırmasız el koyma ve tazminat davaları sonucunda ortaya çıkan tescil işlemlerini de kapsayacak şekilde değişiklik yapılmıştır. Devam eden ve yeni açılacak dosyalarda bu düzenlemenin somut etkisinin ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
⚖️ Kamulaştırılan taşınmaz geri alınabilir mi?
Kamulaştırılan taşınmaz, kanunun 23. maddesindeki şartlar gerçekleşirse geri alınabilir. Şart şudur: kamulaştırma bedelinin kesinleşmesi tarihinden itibaren beş yıl içinde, kamulaştırmayı yapan idarece veya devir yapılan idarece kamulaştırma amacına uygun hiçbir işlem ya da tesisat yapılmamış ve taşınmaz kamu yararına yönelik bir ihtiyaca tahsis edilmeyerek olduğu gibi bırakılmış olmalıdır.
Bu şartlar gerçekleştiğinde malik veya mirasçıları, kamulaştırma bedelini aldıkları günden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte ödeyerek taşınmazı geri alabilir. Ancak burada ikinci bir süre devreye girer: doğmasından itibaren bir yıl içinde kullanılmayan geri alma hakkı düşer.
Yani takvim iki katmanlıdır. Beş yıl, hakkın doğması için beklenen süredir; bir yıl ise doğan hakkın kullanılması için tanınan süredir. Kamulaştırılan taşınmazının yıllardır boş durduğunu gören maliklerin çoğu, beş yılı doğru sayar ve bir yılı kaçırır.
Kanunun 22. maddesi ayrı bir yol daha tanımlar: kamulaştırmanın kesinleşmesinden sonra taşınmazın kamulaştırma amacına veya kamu yararına yönelik herhangi bir ihtiyaca tahsisi gereği kalmamışsa, idare durumu malike veya mirasçılarına bildirir ve taşınmaz geri alınabilir. Bu bildirim üzerine taşınmazı geri almayı kabul etmeyen malikin 23. maddeye dayanan geri alma hakkı da düşer.
⚖️ Hangi dava hangi mahkemede açılır?
Kamulaştırma uyuşmazlıkları tek bir yargı kolunda toplanmaz; dava türüne göre adli yargı ile idari yargı arasında bölünür. Yanlış yargı kolunda açılan dava görev yönünden reddedilir ve bu, çoğu dosyada telafisi en pahalı usul hatasıdır.
Bedel tespiti ve tescil davası, taşınmazın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesinde görülür. Bu, kamulaştırma sürecinin ana davasıdır ve idare tarafından açılır. Kısmi kamulaştırmada kalan kısımdaki değer kaybı da bu dava içinde tartışılır.
Kamulaştırma işleminin iptali istemi ise idari yargının konusudur ve idare mahkemesinde açılır. Burada tartışılan bedel değil, işlemin hukuka uygunluğudur: kamu yararı kararının varlığı, yetki, şekil, sebep ve maksat unsurları. Acele kamulaştırma kararına karşı açılacak iptal davası da aynı yolu izler.
Maddi hatalara karşı düzeltim davası adli yargıda görülür ve kamulaştırma işleminin kendisini değil, kayıttaki maddi yanlışlıkları konu alır. Yüzölçümü, parsel bilgisi veya malik kaydındaki hatalar bu yolla düzeltilir.
Fiili el atma nedeniyle açılan tazminat ve tescil davaları adli yargıda, asliye hukuk mahkemesinde görülür. Hukuki el atma davalarında ise yargı kolu tartışmalıdır: Anayasa Mahkemesi’nin 16 Ocak 2025 tarihli kararıyla ek 1. maddedeki adli yargı hükmü iptal edilmiş, buna karşılık Yargıtay uygulamasında bu uyuşmazlıklarda görevli mahkemenin idare mahkemesi olduğu yönünde kararlar verilmiştir. Bu nedenle hukuki el atma dosyalarında yargı kolu, dava açılmadan önce güncel içtihat durumu üzerinden ayrıca değerlendirilmelidir.
Geri alma davası, taşınmazın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesinde açılır ve kamulaştırma bedelinin kanuni faiziyle birlikte iadesi karşılığında mülkiyetin geri alınmasını konu alır.
Yetki bakımından ise kural sabittir ve tartışmasızdır: kamulaştırma uyuşmazlıklarında yetkili mahkeme, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir. Malikin ikametgâhı bu kuralı değiştirmez, dolayısıyla İstanbul’da taşınmazı bulunan ancak başka bir şehirde ya da yurt dışında yaşayan malikler için dosya İstanbul’da yürür.
⚖️ Kamulaştırma davalarında süre haritası
Kamulaştırma mevzuatında hakların büyük bölümü süreye bağlıdır. Aşağıdaki tablo, malik açısından kritik olan süreleri tek yerde toplar.
| Süre | Neyin süresi | Dayanak | Kaçırılırsa |
|---|---|---|---|
| 15 gün | İdarenin satın alma davet yazısına başvuru | m.8 | Uzlaşma yolu kapanır, süreç davaya döner |
| 30 gün | Kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda iptal davası | m.14 | İşlemin hukuka aykırılığı bir daha tartışılamaz |
| 30 gün | Maddi hatalara karşı adli yargıda düzeltim davası | m.14 | Maddi hata dosyada sabitlenir |
| 45 gün | Uzlaşma tutanağı sonrası idarenin bedeli hazır etmesi | m.8 | İdareye karşı takip yolu gündeme gelir |
| 6 ay | Tapu şerhinden sonra idarenin dava belgesini sunması | m.7 | Şerh tapu idaresince resen silinir |
| 5 yıl | Hukuki el atmada imar planı sonrası bekleme süresi | ek m.1 | Dava ön koşulu henüz doğmaz |
| 5 yıl | Geri alma hakkının doğması için bekleme | m.23 | Hak henüz doğmamış sayılır |
| 1 yıl | Doğan geri alma hakkının kullanılması | m.23 | Geri alma hakkı düşer |
Tablodaki sürelerin başlangıç anı her dosyada aynı değildir. Tebligatın usulüne uygun yapılıp yapılmadığı, ilan yoluyla tebligat söz konusuysa ilan tarihi ve paydaşlara ayrı ayrı tebligat yapılıp yapılmadığı, sürenin ne zaman işlemeye başladığını değiştirir. Bu nedenle takvim, tebligat evrakının incelenmesiyle kurulur.
⚖️ Yabancı uyruklu malikler için kamulaştırma süreci
Türkiye’de taşınmaz sahibi yabancı gerçek ve tüzel kişiler kamulaştırma bakımından Türk vatandaşı maliklerle aynı hukuki rejime tabidir; 2942 sayılı Kanun malikin uyruğuna göre ayrım yapmaz. Süreler, bedel tespiti yöntemi ve dava yolları aynıdır.
Farklılık hukukta değil, pratikte ortaya çıkar. Yurt dışında ikamet eden malikler için tebligat, sürecin en kırılgan halkasıdır. Adres bilgisi tapu kaydında güncel değilse tebligat ilan yoluyla yapılabilir ve malik sürecin varlığından, süreler işlemeye başladıktan sonra haberdar olur. Türkiye’de taşınmazı bulunan yabancı maliklerin tapu kaydındaki adres ve iletişim bilgisini güncel tutması, bu nedenle biçimsel bir detay değildir.
İkinci pratik mesele temsildir. Kamulaştırma dosyaları keşif, duruşma ve bilirkişi raporuna itiraz gibi zamana sıkı bağlı işlemler içerir. Bu işlemler, bulunulan ülkede noter önünde düzenlenip Apostille şerhi ile onaylanan ve yeminli tercüman tarafından Türkçeye çevrilen bir vekaletname ile Türkiye’den yürütülebilir. Apostille Konvansiyonu’na taraf olmayan ülkelerde onay, Türk konsolosluğu üzerinden alınır.
Üçüncüsü, mirasçılık ve paydaşlıkla ilgilidir. Yurt dışında düzenlenmiş veraset belgelerine dayanan paydaşlıklarda, kamulaştırma bedelinin ödenmesi aşamasında hak sahipliğinin Türk hukuku bakımından tespit edilmesi gerekir. Bu, dava süresinden bağımsız ek bir süreç doğurur ve bedelin ödenmesini geciktirebilir. Bu üç meselenin ortak özelliği, hiçbirinin kamulaştırma hukukuyla ilgili olmamasıdır; hepsi sürecin çevresinde duran ve zamanında çözülmediğinde esası bloke eden teknik halkalardır. Yatırım amacıyla taşınmaz edinen yabancı maliklerin bu riski satın alma aşamasında değerlendirmesi, yatırım amaçlı gayrimenkul alımında hukuki inceleme kapsamında ele alınan konulardan biridir.
⚖️ Kamulaştırma davasında yargılama giderlerini kim öder?
Kamulaştırma davalarında yargılama giderleri kural olarak idare tarafından karşılanır. Kanunun 29. maddesi, mahkeme heyetinin keşif harcırahlarını, bilirkişilerin ve keşifte dinlenen muhtarın mahkemece takdir edilecek ücretlerini ve tapu harçlarını bu kapsamda sayar.
Bu kural, kamulaştırma davasının niteliğinden doğar: dosyayı açan ve süreci başlatan taraf idaredir, malik ise kendi iradesi dışında bir yargılamanın içine girmiştir. Giderlerin malike yüklenmesi, mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin maliyetini de malike aktarmak anlamına gelirdi.
20 Haziran 2026 tarihli 7584 sayılı Kanun ile bu maddede yapılan değişiklik, kamulaştırmasız el koyma ve tazminat davaları sonucunda tescile yönelik kesinleşen mahkeme kararlarına ilişkin gider ve harç rejimini de kapsayacak biçimde düzenlemeye gitmiştir. Değişikliğin devam eden dosyalara etkisi, dosyanın hangi aşamada olduğuna göre değerlendirilmelidir.
Malikin kendi katlandığı maliyetler ise ayrıdır: vekalet ücreti, kendi talebiyle alınan özel değerleme raporunun bedeli ve kendi göstereceği delillerin masrafı. Bilirkişi raporuna itiraz ederek ek rapor veya yeni kurul talep edildiğinde doğacak giderin kim tarafından karşılanacağı, mahkemenin ara kararına göre belirlenir; bu, dava stratejisi kurulurken baştan hesaba katılması gereken bir kalemdir.
⚖️ Kiracıların ve sınırlı ayni hak sahiplerinin durumu ne olur?
Kamulaştırma yalnızca maliki değil, taşınmaz üzerinde hak sahibi olan diğer kişileri de etkiler. Tapuya şerh edilmiş kira sözleşmeleri, intifa hakkı, geçit hakkı ve ipotek gibi sınırlı ayni haklar, kamulaştırma sürecinde ayrı ayrı sonuç doğurur.
Taşınmaz idare adına tescil edildiğinde, tapu kaydı kural olarak takyidatlardan arındırılmış şekilde devredilir. İpotek gibi bir teminat hakkı söz konusuysa, hak sahibinin alacağı kamulaştırma bedeli üzerinden karşılanır; yani hak taşınmazdan bedele geçer. Bu nedenle üzerinde kredi borcu bulunan taşınmazlarda malikin eline geçecek net tutar, tespit edilen kamulaştırma bedelinden farklı olur.
Ticari işletmesi kamulaştırılan taşınmazda bulunan kiracılar bakımından durum daha kırılgandır. Kiracı taşınmazın maliki olmadığı için kamulaştırma bedelinin muhatabı değildir; talepleri kural olarak kira ilişkisinin sona ermesinden doğan zarara ilişkindir ve kiraya verenle arasındaki sözleşme hükümlerine göre değerlendirilir. Uzun süreli ticari kira sözleşmelerinde bu riskin sözleşme aşamasında öngörülmesi mümkündür.
Taşınmaz üzerindeki muhdesat, yani malik dışında bir kişi tarafından yapılmış yapı, tesis veya dikilmiş ağaçlar da ayrı bir başlıktır. Muhdesat sahibinin bedelden pay alabilmesi, muhdesatın kime ait olduğunun tespitine bağlıdır ve bu tespit çoğu zaman ayrı bir yargılamayı gerektirir. Tarım arazilerinde ve aile içi kullanım ilişkilerinde bu mesele sık karşımıza çıkar (özellikle taşınmazın tapu kaydı ile fiili kullanım düzeninin yıllar içinde ayrıştığı dosyalarda).
⚖️ Kamulaştırma davalarında avukatlık ücreti nasıl belirlenir?
Kamulaştırma davalarında avukatlık ücreti, taraflar arasında serbestçe kararlaştırılan bir avukatlık sözleşmesiyle belirlenir; ancak 2942 sayılı Kanun bu serbestiye özel bir sınır getirmiştir. Kanunun 31. maddesi, dava giderlerinin avukat veya dava vekilleri ya da onlar adına hareket edenler tarafından kabullenilmesini yasak işler arasında saymıştır.
Bunun pratikteki anlamı şudur: müvekkilin dava giderlerinin avukat tarafından üstlenilmesi, mevzuatın bu alan için özel olarak yasakladığı bir uygulamadır. Kamulaştırma bedelinin belirli bir yüzdesi üzerinden ücret kararlaştırma pratiği ise, Avukatlık Kanunu’nun ücret sözleşmesine ilişkin hükümleri ile bu özel yasak birlikte değerlendirildiğinde tartışmalıdır ve maliklerin sözleşme aşamasında dikkat etmesi gereken bir noktadır.
Sağlıklı yaklaşım, ücretin net bir tutar olarak belirlenmesi ve ödeme takviminin dosyanın aşamalarına bağlanmasıdır. Yargılama giderlerinin (keşif avansı, bilirkişi ücreti, tebligat masrafları) kim tarafından ve hangi aşamada karşılanacağı da sözleşmede açıkça yazılmalıdır.
Bu konuyu burada ele almamızın sebebi ticari değil, pratiktir: kamulaştırma dosyalarında müvekkillerin sonradan karşılaştığı sürprizlerin önemli bir bölümü davanın esasından değil, ücret ve gider ilişkisinin baştan yazılmamış olmasından doğar.
⚖️ Kamulaştırma sürecinde en sık yapılan hatalar
Bu hataların ortak paydası bilgisizlik değildir. Çoğu malik sürecin ne olduğunu kabaca bilir; kaybettiği şey, hangi adımın hangi hakkı kapattığını bilmemektir. Kamulaştırma mevzuatı geri alınabilir adımlarla geri alınamaz adımları yan yana dizer ve ikisi dışarıdan aynı görünür.
Kamulaştırma dosyalarında kayıpların çoğu mahkeme salonunda değil, ondan önceki haftalarda oluşur. Aşağıdakiler, uygulamada en sık karşılaşılan ve sonradan telafisi güç olan hatalardır.
- Tebligatı önemsememek. İdarenin davet yazısı ya da mahkemenin davetiyesi ulaştığında süre işlemeye başlar; evrakın bir kenara konması sürenin durmasını sağlamaz.
- Uzlaşma tutanağını okumadan imzalamak. Tutanak, ferağ beyanı ve tescilin hukuki sebebi sayılır; imza sonrası bedele itiraz yolu kapanır.
- İptal davası açıp yürütmenin durdurulmasını istememek. Yürütme durdurulmazsa bedel tespiti ve tescil süreci ilerlemeye devam eder.
- Keşfe katılmamak. Keşif, taşınmazın fiili durumunun kayda geçtiği tek andır; katılmayan malik, sonradan ispat etmesi gereken bir boşluk bırakır.
- Yapıları ve ağaçları belgelememek. Taşınmaz üzerindeki yapılar, tesisler ve meyve veren ağaçlar ayrıca değerlendirilir; kayıt altına alınmamışsa bedele yansımayabilir.
- Kısmi kamulaştırmada yalnızca alınan kısmı konuşmak. Kalan kısımdaki değer kaybı ayrıca tespit edilmezse dosya eksik kalır.
- Bilirkişi raporuna genel itiraz etmek. Somut emsal ve belge sunulmayan itirazlar, çoğu dosyada aynı sonucu üretir.
- Paydaşların ayrı hareket etmesi. Paydaşların tek başına dava hakkı vardır, ancak dağınık yürütülen dosyalar farklı bilirkişi değerlendirmeleriyle sonuçlanabilir.
- Geri alma hakkında bir yıllık süreyi kaçırmak. Beş yılın dolduğunu fark eden malik, hakkın kullanılması için tanınan bir yılı gözden kaçırabilir.
⚖️ Kamulaştırma avukatı seçerken nelere bakılmalı?
Kamulaştırma avukatı seçiminde belirleyici ölçüt, avukatın bu alandaki dosya deneyimi ile değerleme tekniğine hâkimiyetidir. Kamulaştırma, hukuki bilgi kadar taşınmaz değerleme okuryazarlığı gerektiren dar bir alandır.
Değerlendirmede işe yarayan sorular şunlardır: Avukat, bilirkişi raporundaki emsal seçimini teknik olarak tartışabiliyor mu? Taşınmazın imar durumunu ve kısmi kamulaştırmada kalan parselde doğacak değer kaybını değerlendirebiliyor mu? Dosyanın idari yargı ve adli yargı ayaklarını birlikte yürütebiliyor mu? Süre haritasını ilk görüşmede kurabiliyor mu?
Uzmanlık iddiasının kendisi bir ölçüt değildir; ölçüt, o iddianın somut sorulara verilen cevaplarla doğrulanabilmesidir. İlk görüşmede taşınmazın belgeleri üzerinden konuşulmayan bir dosya, sonraki aşamalarda da belge üzerinden yürümez.
Bir uyarı da beklentiye ilişkindir. Kamulaştırma dosyasında ulaşılabilecek bedel, kanunun değerleme kurallarıyla sınırlıdır; kamulaştırmayı gerektiren projenin yaratacağı değer artışı bu bedele dahil edilmez. Baştan yüksek rakam vaat eden bir yaklaşım, kanunun bu kuralını atlıyor demektir. Dosyanın gerçek potansiyeli, ancak taşınmazın belgeleri ve bölgedeki emsal verisi incelendikten sonra konuşulabilir; öncesinde söylenen her rakam, malikin duymak istediği rakamdır.
⚖️ Kimler için çalışıyoruz ve süreci nasıl yürütüyoruz
Kamulaştırma dosyalarında üç farklı müvekkil profiliyle çalışırız ve her birinin önceliği farklıdır.
Bireysel malikler ve mirasçılar. Genellikle tek bir taşınmaz söz konusudur ve dosyanın ekonomik ağırlığı yüksektir. Burada öncelik, süre haritasının kurulması ve bedel tespitinde taşınmazın gerçek niteliğinin rapora yansıtılmasıdır. Paydaş sayısı yüksek mirasçı dosyalarında ise temsil ve tebligat düzeninin baştan kurulması, sürecin tamamını belirler.
Kurumsal taşınmaz sahipleri. Fabrika, depo, lojistik tesis ve ticari arsa maliklerinde tartışma çoğu zaman yalnızca arsa bedeli değil, faaliyetin taşınması ve tesisin işlevini kaybetmesidir. Kısmi kamulaştırmada kalan alanın kullanılabilirliğinin teknik olarak ortaya konması bu dosyalarda belirleyicidir.
Yabancı yatırımcılar. Türkiye’de taşınmaz portföyü bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişilerde öncelik, sürecin uzaktan kesintisiz yürütülebilmesidir. Vekaletname zinciri ve tebligat adresinin güncelliği, dosyanın esasından önce çözülmesi gereken iki teknik meseledir.
Çalışma biçimimiz her üç profilde de aynı sırayı izler: taşınmazın belge dosyasının oluşturulması, süre haritasının çıkarılması, uzlaşma ile dava arasındaki tercihin gerekçeli olarak ortaya konması, keşif ve bilirkişi aşamasının aktif takibi ve rapora somut veriyle itiraz. Dosya İstanbul’daki ofisimizden yürütülür, ancak müvekkilin Türkiye’de bulunması gerekmez.
⚖️ İlgili Hukuki Kaynaklar
🔹 Taşınmaz ve tapu uyuşmazlıkları
- Tapu iptali ve tescil davası: Tapu kaydının gerçek hak durumunu yansıtmadığı hallerde açılan dava; kamulaştırmasız el atma dosyalarında tescil talebiyle birlikte gündeme gelir.
- Gayrimenkul hukuku: Taşınmaz mülkiyetine ilişkin uyuşmazlıkların genel çerçevesi ve imar durumundan doğan kısıtlamaların hukuki sonuçları.
- İstanbul gayrimenkul avukatı: İstanbul’daki parsel bazlı imar ve kamulaştırma risklerinin portföy düzeyinde değerlendirilmesi.
- Tapu işlemleri ve mülk devri: Devir öncesi takyidat incelemesi ve tapu kaydındaki adres bilgisinin güncellenmesi süreçleri.
🔹 İdare ile uyuşmazlıklar
- İdare hukuku: İdari işlemlere karşı iptal davası ve yürütmenin durdurulması taleplerinin usulü.
- Uyuşmazlık çözümü ve dava yönetimi: Adli ve idari yargı ayaklarının birlikte yürüdüğü dosyalarda süreç yönetimi.
- Enerji hukuku: İrtifak hakkı kurulması yoluyla yapılan kamulaştırmalarda değer düşüklüğü hesabı ve proje bazlı uyuşmazlıklar.
🔹 Mülkiyet ve intikal
- Miras avukatı: Paydaş sayısı yüksek mirasçı dosyalarında hak sahipliğinin tespiti ve bedelin paylaştırılması.
- Yatırım amaçlı gayrimenkul alımında hukuki inceleme: Satın alma öncesi imar durumu ve kamulaştırma programı riskinin değerlendirilmesi.
⚖️ Sonuç
Kamulaştırma, malikin kendi taşınmazıyla ilgili en önemli kararı bir başkasının takvimine göre vermek zorunda kaldığı süreçtir. Kanun bu dengesizliği tamamen ortadan kaldırmaz, ama malike belirli anlarda belirli kapılar açar: on beş gün, otuz gün, beş yıl, bir yıl.
Sayfanın başında, davayı malikin değil idarenin açtığını söylemiştik. Bunun pratik karşılığı şudur: bu süreçte inisiyatif almanın tek yolu, dosyayı idareden önce anlamaktır. Taşınmazın belgeleri, imar durumu ve emsal verisi hazır olduğunda uzlaşma masası da, bilirkişi raporu da farklı bir zeminde konuşulur.
Kamulaştırma dosyalarında sonucu belirleyen şey, çoğu zaman hukuki argümanın parlaklığı değil, hazırlığın erkenliğidir. Tapu kaydı, imar durumu belgesi, taşınmazın fiili kullanımını gösteren fotoğraflar ve bölgedeki gerçek satış verileri, uzlaşma masasında da mahkeme dosyasında da aynı işi görür. Bu belgeler toplanmadan verilen “anlaşalım” ya da “dava açalım” kararı, bilgiye değil tahmine dayanır.
Bir de sessiz kalan dosyalar vardır: yıllardır imar planında yol veya park olarak görünen, satılamayan, üzerine yapı yapılamayan parseller. Bu taşınmazlarda hiçbir tebligat gelmez, hiçbir süre işlemez gibi görünür. Oysa beş yıllık süre çoktan dolmuş olabilir ve hukuki el atma iddiasının zemini hazır bekliyor olabilir. Hareketsizlik, bu dosyalarda tarafsız bir seçim değildir.
Elinizde bir tebligat varsa ilk adım bedel hesaplamak değildir; hangi sürelerin işlediğini ve hangi kapıların hâlâ açık olduğunu tespit etmektir. Bu tespit yapılmadan verilen her karar, bilinmeyen bir takvime karşı verilmiş olur.
Hukuki Danışmanlık Randevusu
Taşınmazınız kamulaştırma kapsamına alındıysa, idareden uzlaşma daveti geldiyse ya da yıllardır imar planında kısıtlı kalan bir parseliniz varsa, İstanbul’daki gayrimenkul ve idare hukuku ekibimiz dosyanızı belgeler üzerinden değerlendirir.

