⚖️ Aile Hukuku Avukatı İstanbul
Aile hukuku, evlilik birliğinin kurulması, yürütülmesi ve sona ermesi ile soybağı, velayet, nafaka ve mal rejimi ilişkilerini düzenleyen hukuk dalıdır. Türk hukukunda bu alanın omurgasını 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu oluşturur ve uyuşmazlıklar 4787 sayılı Kanun uyarınca kurulan aile mahkemelerinde görülür.
Bu tanım kağıt üzerinde nettir. Uygulamada ise aile hukuku, insanların hukuki sonuçlarını en az öngörebildiği alandır. Bunun sebebi mevzuatın karmaşık olması değil, kararların çoğunun hukuki bir zeminde değil, duygusal bir eşikte alınmasıdır. Bir kişi evliliğinin bittiğine karar verdiğinde, o kararın hukuki tarafı çoktan işlemeye başlamıştır. Tapunun kimin üzerinde olduğu, hangi hesabın kim adına açıldığı, kimin nereye taşındığı, hangi mesajın kaydedildiği. Bunların hepsi, henüz kimse dava düşünmezken birikmiştir.
Aile hukuku davaları bu yüzden geriye dönük çalışır. Mahkeme, dava açıldığı andaki durumu değil, o duruma nasıl gelindiğini inceler. Evlilik boyunca sessizce biriken hukuki gerçeklik, boşanma anında tek seferde çözülür ve o çözülme sırasında geri alınamaz sonuçlar doğar.
Bu nedenle danışanların ilk sorduğu soru genellikle yanlış sorudur. Aile hukuku avukatı tam olarak hangi konularda çalışır? Aile hukuku avukatı; boşanma, velayet, nafaka, mal rejimi tasfiyesi, soybağı ve babalık davaları, aile konutu şerhi, koruyucu tedbir başvuruları ve yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de tanınması süreçlerini yürütür. Bu alanların ortak noktası şudur: her biri kendi başına ayrı bir dava türü olsa da, tek bir evlilikten doğar ve birbirinin sonucunu etkiler. Velayete ilişkin bir uzlaşma, nafaka miktarını değiştirir. Mal rejimi tasfiyesinde verilen bir taviz, çocuğun eğitim giderlerinin kim tarafından karşılanacağını belirler.
İkinci soru zamanlamayla ilgilidir ve cevabı çoğu kişiye ters gelir. Boşanma sürecinde avukata ne zaman başvurmak gerekir? En doğru zaman, henüz dava açmayı düşünmediğiniz zamandır. Aile hukukunda hukuki koruma, uyuşmazlık başladıktan sonra değil, başlamadan önce kurulur; dava dilekçesi yazıldığında korunacak şeylerin çoğu çoktan şekillenmiştir. Bu bir paradokstur ama uygulamanın en tutarlı gözlemidir: en güçlü dosyalar, kriz anında değil, kriz öncesinde hazırlanmış olanlardır.
Üçüncü soru yol ayrımına ilişkindir. Anlaşmalı boşanma mı çekişmeli boşanma mı tercih edilmelidir? Türk Medeni Kanunu m.166/3 uyarınca anlaşmalı boşanma için evliliğin en az bir yıl sürmüş olması, eşlerin birlikte başvurması veya birinin diğerinin davasını kabul etmesi ve hakimin tarafları bizzat dinleyerek iradeyi serbestçe açıkladıklarına kanaat getirmesi gerekir. Buna karşılık en hızlı boşanma çoğu zaman en pahalı olanıdır. Anlaşmalı boşanma protokolü tek celsede biter, ama o protokolde feragat edilen haklar, çekişmeli bir davanın iki yılda kaybettireceğinden fazlasını kaybettirebilir. Hız burada bir avantaj değil, bir maliyet kalemidir.
Dördüncü soru artık İstanbul’da en sık gelen sorulardan biridir ve sınır ötesi boyutu vardır. Yabancı ülkede alınan boşanma kararı Türkiye’de kendiliğinden geçerli olur mu? Hayır, olmaz; yabancı mahkeme kararının Türkiye’de hüküm doğurması için tanınması gerekir. Ancak 2017 yılında Nüfus Hizmetleri Kanunu’na eklenen 27/A maddesi ile belirli şartların varlığı halinde tenfiz davası açmadan, doğrudan nüfus müdürlüğüne başvurarak tescil imkanı getirilmiştir. Bu düzenlemenin varlığını bilmemek, gereksiz yere yıllar süren bir dava süreci anlamına gelir.
Aşağıdaki bölümlerde bu alanların her biri ayrı ayrı ele alınmıştır. Sıralama tesadüfi değildir: önce çerçeve, sonra risk, sonra süreç, sonra karar noktaları.
⚖️ Aile Hukuku Nedir ve Hangi Uyuşmazlıkları Kapsar?
Aile hukuku, kişiler arasındaki aile ilişkilerinden doğan hak ve yükümlülükleri düzenleyen özel hukuk dalıdır. Türk Medeni Kanunu’nun ikinci kitabı bu alana ayrılmıştır ve nişanlanmadan vesayete kadar geniş bir alanı kapsar.
Kapsam üç ana başlıkta toplanır. Birincisi evlilik hukukudur: evlenme şartları, evliliğin butlanı, boşanma sebepleri, boşanmanın maddi sonuçları ve mal rejimleri buraya girer. İkincisi soybağı hukukudur: çocuğun ana ve baba ile hukuki bağının kurulması, tanıma, babalık davası, evlat edinme ve velayet bu başlık altındadır. Üçüncüsü vesayet hukukudur: kısıtlılık, vasi ataması ve kayyımlık işlemleri.
Bu üç başlık pratikte iç içe geçer. Bir boşanma davası aynı anda velayet davası, nafaka davası ve mal rejimi tasfiyesi davasıdır. Türk usul hukukunda bunlar tek dosyada birleştirilebilir veya ayrı ayrı açılabilir; bu tercih taktiksel bir karardır ve sonucu doğrudan etkiler. Mal rejimi tasfiyesi boşanma davasıyla birlikte istenirse, boşanma kararı kesinleşene kadar tasfiye hükmü verilemez ve dosya bekler. Ayrı açılırsa süreç paralel ilerler ama iki ayrı harç ve iki ayrı yargılama maliyeti doğar.
Aile hukuku davaları hangi mahkemede görülür? Aile hukukundan doğan davalar, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun uyarınca kurulan aile mahkemelerinde görülür. Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde asliye hukuk mahkemeleri aile mahkemesi sıfatıyla bu davalara bakar. İstanbul’da her adliyede birden fazla aile mahkemesi dairesi bulunur ve dosya tevzi sistemiyle dağıtılır.
Aile mahkemelerinin diğer hukuk mahkemelerinden ayrıldığı nokta yalnızca uzmanlık değildir. Bu mahkemeler, uzman görüşüne başvurma, sosyal inceleme raporu talep etme ve tarafları uzlaştırmaya teşvik etme konusunda daha geniş yetkiye sahiptir. Pratikte bu, dosyanın hukuki argümanlarının yanında sosyal inceleme raporunun da sonucu belirlediği anlamına gelir. Özellikle velayet uyuşmazlıklarında, pedagog raporu çoğu zaman dilekçedeki hukuki gerekçelerden daha ağır basar.
Aile hukukunun bir başka ayırt edici özelliği, kamu düzeni ile olan yakın ilişkisidir. Taraflar birçok konuda serbestçe anlaşabilir, ancak bu serbestlik sınırsız değildir. Velayet konusunda yapılan anlaşma hakimi bağlamaz; hakim çocuğun üstün yararını gözeterek tarafların anlaşmasının aksine karar verebilir. Aynı şekilde iştirak nafakasından feragat edilemez, çünkü bu hak çocuğa aittir ve ana baba çocuğun hakkından vazgeçemez. Bu ayrım, anlaşmalı boşanma protokolü hazırlanırken en sık gözden kaçan noktadır.
⚖️ Aile Hukuku Davaları İstanbul’da Neden Farklı İşler?
İstanbul’da görülen aile hukuku davalarının önemli bir kısmı, en az bir yabancılık unsuru taşır. Bu, davanın hukuki niteliğini değiştirir ve uygulanacak hukukun tespitini zorunlu kılar.
Yabancılık unsuru üç şekilde ortaya çıkar. Eşlerden biri yabancı uyrukludur. Evlilik yurt dışında yapılmıştır. Ya da eşlerden biri veya her ikisi uzun süredir başka bir ülkede yaşamaktadır. Bu üç durumun her biri, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un devreye girmesine yol açar.
MÖHUK m.14 boşanma ve ayrılıkta uygulanacak hukuku kademeli bir sıralamayla belirler: eşlerin ortak milli hukuku, yoksa müşterek mutad mesken hukuku, o da yoksa Türk hukuku. Bu sıralama teorik bir ayrıntı değildir. Almanya’da yirmi yıl yaşamış, Alman vatandaşlığına geçmiş iki kişinin boşanmasında uygulanacak hukuk Alman hukuku olabilir ve mal rejimi Türk Medeni Kanunu’na göre değil, Alman hukukuna göre tasfiye edilir. Sonuç bambaşkadır.
İstanbul’un ikinci özelliği, gayrimenkul yoğunluğudur. Boşanma davalarının maddi ağırlık merkezi çoğu zaman taşınmazdır ve İstanbul’daki taşınmaz değerleri, mal rejimi tasfiyesini tek başına belirleyici hale getirir. Bu da davaların yalnızca aile hukuku değil, aynı zamanda gayrimenkul hukuku bilgisi gerektirdiği anlamına gelir. Tapu iptali ve tescil davası, aile konutu şerhi, muvazaalı devirlerin iptali gibi başlıklar, boşanma dosyasının ayrılmaz parçası haline gelir.
Üçüncü özellik ticari yapılardır. İstanbul’da evli çiftlerin önemli bir bölümü şirket ortağıdır ve şirket payları mal rejimi tasfiyesinde en tartışmalı kalemdir. Bir şirketin defter değeri ile gerçek değeri arasındaki fark, bilirkişi incelemesinin merkezine oturur. Evlilik sırasında kurulan bir şirketin payları edinilmiş mal sayılır, ancak şirketin evlilik öncesinde kurulup evlilik sırasında değer kazanması halinde durum karmaşıklaşır ve değer artış payı hesabı gerekir.
Bu üç unsur bir araya geldiğinde, İstanbul’daki bir aile hukuku dosyası tek bir uzmanlık alanıyla yürütülemez. Yabancılar hukuku, gayrimenkul hukuku ve şirketler hukuku bilgisi olmadan, dosyanın en değerli kalemleri fark edilmeden geçilir.
Bir gözlem: uygulamada dosyaların büyük çoğunluğu, taraflardan birinin bilmediği bir varlık kalemi olduğu için değil, bildiği bir kalemin hukuki niteliğini yanlış varsaydığı için kaybedilir. “O ev benim üstüme değil” cümlesi ile “o evde hakkım yok” cümlesi arasındaki mesafe, çoğu davanın konusudur.

Durumunuzun hangi hukuka tabi olduğunu bilmeden atılan her adım geri alınamaz olabilir
Yabancılık unsuru taşıyan bir evlilik, taşınmaz veya şirket payı söz konusuysa, süreci başlatmadan önce hukuki çerçevenin tespit edilmesi gerekir. İlk görüşmede dosyanızın hangi hukuka tabi olduğunu netleştiriyoruz.
⚖️ Genel Vekalet ile Aile Hukuku Uzmanlığı Arasındaki Fark
Her avukat aile hukuku davası takip edebilir. Türk hukukunda branş sınırlaması yoktur. Aradaki fark yetkide değil, dosyanın hangi aşamada okunduğundadır.
Genel bir vekalet ilişkisinde dosya, dava dilekçesi yazılırken okunur. Aile hukukuna odaklanmış bir çalışmada ise dosya, dava açılmadan önce kurulur. Bu ayrım soyut değil, ölçülebilir sonuçlar doğurur.
Somut bir örnek üzerinden: evlilik birliği sırasında edinilen bir taşınmazın tapusu eşlerden birinin üzerindedir ve diğer eş boşanma düşünmektedir. Dava açıldıktan sonra taşınmaz üçüncü kişiye devredilirse, alacaklı eşin hakkı tamamen ortadan kalkmaz ancak takibi ciddi biçimde zorlaşır. Türk Medeni Kanunu m.229 uyarınca, eşlerden birinin diğerinin katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler tasfiyede eklenmeye tabi tutulur, ancak bunu ispat yükü devri yapmayan eşin üzerindedir ve kast unsurunun ispatı kolay değildir.
Aynı durumda, dava açılmadan önce taşınmaz üzerine aile konutu şerhi konulmuşsa (TMK m.194), taşınmaz diğer eşin rızası olmadan devredilemez. Aynı hukuki sonuç, iki farklı zamanlamayla tamamen farklı bir sonuç üretir. Birinci senaryoda yıllar süren bir ispat mücadelesi vardır; ikincisinde devir hiç gerçekleşmez.
Aile hukuku dosyasında avukatın asıl işlevi nedir? Aile hukuku avukatının asıl işlevi dava kazanmak değil, geri alınamaz kararların önüne geçmektir. Boşanma davalarında hükmün büyük kısmı zaten kanunla belirlidir; farkı yaratan, dava açılmadan önce hangi hukuki pozisyonun kurulmuş olduğudur.
İkinci fark ispat stratejisindedir. Aile hukuku davalarında delil rejimi hassastır. Hukuka aykırı yolla elde edilmiş deliller (eşin telefonuna izinsiz erişim, gizli ses kaydı, konum takibi) yalnızca reddedilmekle kalmaz, delili sunan taraf aleyhine ceza sorumluluğu doğurabilir. Türk Ceza Kanunu’nun haberleşmenin gizliliğini ihlal ve özel hayatın gizliliğini ihlal hükümleri burada devreye girer. Danışanların en sık yaptığı hata, davayı kazandıracağını düşündüğü delili toplarken kendini ceza hukuku riskinin içine sokmasıdır.
Üçüncü fark, sürecin duygusal yönetimidir ve bunun hukuki bir karşılığı vardır. Aile hukuku dosyalarında kararların önemli bir kısmı öfke anında alınır ve o kararlar dosyaya delil olarak girer. Gönderilen bir mesaj, sosyal medyada yapılan bir paylaşım, çocuğun önünde yapılan bir konuşma. Bunların her biri, aylar sonra karşı tarafın dilekçesinde kusur delili olarak yer alır. Sürecin yönetilmesi, dosyanın yönetilmesinin bir parçasıdır.
⚖️ Aile Hukukunda En Sık Yapılan Hatalar ve Görünmeyen Riskler
Aile hukuku dosyalarında en maliyetli hatalar, dava sırasında değil dava öncesinde yapılır. Aşağıdaki kalemler, uygulamada en sık karşılaşılan ve sonradan düzeltilmesi ya imkansız ya da çok pahalı olan hatalardır.
Anlaşmalı boşanma protokolünde genel feragat kaydı. Protokole konulan “taraflar birbirlerinden hiçbir hak ve alacak talebinde bulunmayacaktır” kalıbı, mal rejimi tasfiyesinden doğan katılma alacağını da kapsayacak şekilde yorumlanabilir. Milyonlarca liralık taşınmaz alacağı, tek bir cümlelik matbu kayıtla ortadan kalkabilir.
İştirak nafakasından feragat edildiğini sanmak. İştirak nafakası çocuğun hakkıdır ve ana baba bu haktan çocuk adına feragat edemez. Protokolde feragat yazsa dahi, çocuk adına sonradan nafaka talep edilebilir. Bu, feragat eden taraf için beklenmedik bir yükümlülük doğurur.
Aile konutu şerhi konulmaması. TMK m.194 uyarınca aile konutu olarak özgülenen taşınmaz, malik olmayan eşin açık rızası olmadan devredilemez veya üzerinde sınırlı ayni hak kurulamaz. Ancak bu koruma tapuya şerh konulmadığında üçüncü kişilere karşı ileri sürülmesi güçleşir. Şerh, dava açılmadan önce konulabilecek en düşük maliyetli koruma tedbiridir.
Mal rejiminin başlangıç tarihini yanlış varsaymak. Edinilmiş mallara katılma rejimi, Türk hukukunda 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu tarihten önce evlenen ve başka bir rejim seçmemiş olan eşler için, 1 Ocak 2002 tarihine kadar mal ayrılığı rejimi, bu tarihten sonrası için edinilmiş mallara katılma rejimi uygulanır. Yani 1995 yılında evlenen bir çiftin 1998’de aldığı ev, kural olarak paylaşıma girmez; 2005’te aldığı ev girer. Bu tarih ayrımını atlamak, tasfiye hesabını baştan sona bozar.
Hak düşürücü süreleri kaçırmak. Zina sebebiyle boşanma davası açma hakkı, davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her halde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle düşer (TMK m.161). Terk sebebiyle boşanmada ise ayrılığın en az altı ay sürmüş olması ve ihtar sonrası iki ay içinde dönülmemiş olması gerekir (TMK m.164). Bu süreler geçtikten sonra aynı olguya dayanılamaz; ancak evlilik birliğinin temelinden sarsılması (TMK m.166) genel sebebine dayanmak mümkün kalır.
Boşanmadan sonra hareketsiz kalmak. TMK m.178 uyarınca evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Mal rejimi tasfiyesinden doğan katılma alacağının hangi süreye tabi olduğu konusunda uygulamada tereddüt bulunmakla birlikte, güvenli yaklaşım boşanmanın kesinleşmesinden itibaren bir yıl içinde harekete geçmektir. Bekleyen taraf, hakkını süre yönünden tartışmak zorunda kalır.
Hukuka aykırı delil toplamak. Yukarıda değinildiği gibi, eşin cihazına izinsiz erişerek veya gizli kayıt alarak elde edilen deliller hem hükme esas alınmaz hem de ceza sorumluluğu doğurabilir. Bu, dosyayı kazanmak isterken ikinci bir dava açtırmanın en yaygın yoludur.
Boşanma davası açılmadan önce yapılabilecek en etkili tek işlem nedir? Dava öncesi en etkili tek işlem, aile konutu üzerine TMK m.194 kapsamında şerh konulmasıdır. Bu işlem tek başına, evliliğin en yüksek değerli varlığının tek taraflı devrini engeller ve dava sürecindeki müzakere zeminini kökten değiştirir.
⚖️ Boşanma Süreci: Anlaşmalı ve Çekişmeli Yol Ayrımı
Türk hukukunda boşanma iki usulle gerçekleşir. Bu iki usul yalnızca süre bakımından değil, hukuki sonuç bakımından da farklıdır.
Anlaşmalı boşanma (TMK m.166/3). Üç şart aranır: evlilik en az bir yıl sürmüş olmalıdır, eşler birlikte başvurmalı veya biri diğerinin davasını kabul etmelidir, hakim tarafları bizzat dinleyerek iradelerini serbestçe açıkladıklarına kanaat getirmelidir. Hakim ayrıca tarafların ve çocukların menfaatlerini gözeterek protokolde değişiklik yapılmasını isteyebilir; taraflar bu değişikliği kabul etmezse anlaşmalı boşanma gerçekleşmez.
Çekişmeli boşanma. Genel sebep olarak evlilik birliğinin temelinden sarsılması (TMK m.166/1) ileri sürülür. Özel sebepler ise zina (m.161), hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış (m.162), suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme (m.163), terk (m.164) ve akıl hastalığıdır (m.165). Özel sebeplerin ispatı halinde kusur tartışması daha net biçimde çözülür ve tazminat talepleri güçlenir.
| Ölçüt | Anlaşmalı Boşanma | Çekişmeli Boşanma |
|---|---|---|
| Asgari evlilik süresi | 1 yıl (zorunlu) | Şart yok |
| Duruşma sayısı | Kural olarak tek celse | Ortalama 5 ila 12 celse |
| Kusur incelemesi | Yapılmaz | Yapılır, tazminatı belirler |
| Delil toplama | Gerekmez | Tanık, bilirkişi, sosyal inceleme |
| Mal rejimi tasfiyesi | Protokolde düzenlenir | Ayrı dava veya birleştirme |
| Maddi ve manevi tazminat | Protokole bağlı | Kusur oranına göre hükmedilir |
| Karardan dönme | Kesinleşene kadar mümkün | Kanun yolu ile |
| Temel risk | Farkında olmadan hak kaybı | Süre, maliyet ve yıpranma |
Tablodaki son satır, kararın gerçek eksenidir. Anlaşmalı boşanmanın riski hızında değil, sessizliğindedir. Tek celsede biten bir davada kimse itiraz etmez, çünkü itiraz edilecek bir tartışma yaşanmamıştır; ama tartışılmayan her kalem, protokolde nasıl yazıldıysa öyle kesinleşir.
Çekişmeli boşanmada süre uzar, ancak her kalem mahkeme önünde tartışılır ve karar gerekçelendirilir. Bu, taraf açısından yıpratıcıdır ama hukuki sonuç bakımından daha öngörülebilirdir.
Uygulamada üçüncü bir yol vardır ve en sık tercih edilen budur: çekişmeli olarak açılan bir davanın, yargılama sırasında anlaşmalı boşanmaya dönüştürülmesi. Bu yol, müzakere zeminini dava baskısı altında kurar ve tarafların gerçek pozisyonlarını görmesini sağlar. İstanbul’da boşanma davası süreci çoğunlukla bu şekilde ilerler.
Boşanma davasında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir (TMK m.168). Bu seçim taktiksel olarak önemlidir; İstanbul’da farklı adliyelerin dosya yoğunluğu ve ortalama yargılama süresi birbirinden belirgin biçimde ayrışır.
⚖️ Mal Rejimi ve Tasfiye: Evlilikte Biriken Hukuki Durumun Çözülmesi
Türk hukukunda yasal mal rejimi edinilmiş mallara katılma rejimidir (TMK m.202). Eşler evlenmeden önce veya evlilik sırasında noterde düzenlenecek bir sözleşmeyle mal ayrılığı, paylaşmalı mal ayrılığı veya mal ortaklığı rejimlerinden birini seçebilir.
Edinilmiş mallara katılma rejiminde iki mal grubu ayrılır.
Edinilmiş mallar (TMK m.219): Eşin evlilik süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir. Çalışma karşılığı edinilen kazançlar, sosyal güvenlik ödemeleri, çalışma gücü kaybı tazminatları, kişisel malların gelirleri ve edinilmiş malların yerine geçen değerler bu gruba girer.
Kişisel mallar (TMK m.220): Eşin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya, evlilik başlangıcında sahip olduğu veya sonradan miras yoluyla ya da karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği değerler, manevi tazminat alacakları ve kişisel malların yerine geçen değerler kişisel maldır.
Tasfiyede her eşin edinilmiş mallarının toplam değerinden bu mallara ilişkin borçlar çıkarılır ve kalan artık değerin yarısı diğer eşe katılma alacağı olarak verilir (TMK m.231 ve m.236). Yani paylaşım, malın kendisinin bölünmesi değil, değer üzerinden alacak hakkı doğmasıdır. Bu ayrım pratikte çok önemlidir: katılma alacağı bir para alacağıdır, tapunun yarısı üzerinde doğrudan mülkiyet hakkı değildir.
Üç özel hesap kalemi vardır ve dosyaların çoğu bu üç kalemde çözülür.
Değer artış payı (TMK m.227): Eşlerden biri diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına katkıda bulunmuşsa, tasfiye sırasında o malda ortaya çıkan değer artışından katkı oranında pay alır. Ev hanımı olan eşin ev içi emeğinin katkı sayılıp sayılmayacağı bu maddenin en tartışmalı alanıdır.
Denkleştirme (TMK m.230): Bir eşin kişisel mallarına ilişkin borçların edinilmiş mallardan veya edinilmiş mallara ilişkin borçların kişisel mallardan ödenmiş olması halinde, tasfiye sırasında denkleştirme istenir. Kredi ile alınan taşınmazlarda taksitlerin hangi mal grubundan ödendiği, bu hesabın merkezindedir.
Eklenecek değerler (TMK m.229): Eşlerden birinin, mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içinde diğer eşin rızası olmadan yaptığı olağan hediyeler dışındaki karşılıksız kazandırmalar ile katılma alacağını azaltmak kastıyla yaptığı devirler, edinilmiş mallara eklenir.
Tapu eşin üzerindeyse diğer eşin hiçbir hakkı yok mudur? Tapunun kimin üzerinde olduğu, mal rejimi tasfiyesinde belirleyici değildir. Evlilik birliği içinde edinilen ve edinilmiş mal niteliğindeki bir taşınmaz, tapuda hangi eşin adına kayıtlı olursa olsun, tasfiyede artık değerin yarısı üzerinden diğer eşe alacak hakkı doğurur.
Şirket payları burada ayrı bir başlıktır. Evlilik sırasında kurulan bir şirketin payları edinilmiş mal sayılır. Evlilik öncesinde kurulmuş bir şirketin payları kişisel maldır, ancak evlilik süresince şirketin değerinde meydana gelen ve eşin emeğinden kaynaklanan artış tartışma konusudur. Şirketin gerçek değerinin tespiti bilirkişi incelemesiyle yapılır ve defter değeri ile piyasa değeri arasındaki fark, dosyanın en büyük kalemi haline gelebilir.
Taşınmaz devirlerinde muvazaa iddiası da sık gündeme gelir. Boşanma öncesinde yakın akrabaya yapılan satışlar, bedelin gerçekten ödenmediği ispat edilebilirse iptal edilebilir; bu durumda tapu iptali ve tescil davası gündeme gelir ve süreç gayrimenkul hukuku boyutuyla birlikte yürütülür.
Mal rejimi sözleşmesi ile bu sonuçların önüne geçmek mümkündür. Evlilik öncesinde veya sırasında noterde düzenlenen sözleşme, tarafların malvarlığı ilişkisini kanunun öngördüğünden farklı biçimde kurmasına imkan verir. Türkiye’de bu araç hala az kullanılmaktadır, oysa özellikle şirket sahibi veya yurt dışı varlığı olan kişiler için en etkili koruma yöntemidir.
⚖️ Velayet, Kişisel İlişki ve Çocuğun Üstün Yararı
Velayet, çocuğun bakımı, eğitimi, temsili ve malvarlığının yönetimi konusunda ana babaya tanınan hak ve yükümlülüklerin bütünüdür. Boşanma halinde hakim, velayeti eşlerden birine verir (TMK m.182).
Velayet kararında tek ölçüt çocuğun üstün yararıdır. Bu ölçüt soyut görünse de uygulamada belirli göstergelere dayanır:
- Çocuğun yaşı ve gelişim dönemi (küçük yaş grubunda anne bakımına ağırlık verilmesi eğilimi sürmektedir, ancak bu bir kural değil bir eğilimdir)
- Çocuğun mevcut yaşam düzeninin sürekliliği (okul, sosyal çevre, alışkanlıklar)
- Ana ve babanın çocukla kurduğu bağın niteliği
- Ebeveynlerin çocuğu diğer ebeveynden uzaklaştırma davranışı gösterip göstermediği
- Çocuğun idrak çağında ise kendi beyanı
- Sosyal inceleme raporu ve pedagog görüşü
Türk hukukunda kural, velayetin tek ebeveyne verilmesidir. Ancak Yargıtay içtihatlarında ortak velayetin, yabancılık unsuru taşıyan ve Türkiye’nin taraf olduğu insan hakları düzenlemeleri kapsamına giren durumlarda kabul edilebildiği yönünde gelişme bulunmaktadır. Bu alan hareketli olduğu için dosya bazında değerlendirme gerektirir.
Velayet kendisine verilmeyen ebeveyn ile çocuk arasında kişisel ilişki kurulur (TMK m.182/2). Kişisel ilişki düzeni mahkeme kararında somut olarak belirlenir: hangi haftalar, hangi saatler, resmi tatiller, yaz tatili ve dini bayramlar. Bu düzenlemenin muğlak bırakılması, kararın sonradan icra edilmesini imkansız hale getirir. Kararda “uygun zamanlarda görüşme” gibi belirsiz bir ifade varsa, o karar icra takibine konu edilemez.
Velayet kararı sonradan değiştirilebilir mi? Evet. TMK m.183 uyarınca ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi, ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması halinde hakim, resen veya ana babadan birinin istemi üzerine velayeti değiştirebilir. Velayet kararı kesin hüküm oluşturmaz; çocuğun yararı değiştiğinde karar da değişebilir.
Uygulamadaki en zorlu başlık, kişisel ilişkinin fiilen engellenmesidir. Velayet kendisinde olan ebeveynin çocuğu göstermemesi halinde, icra müdürlüğü aracılığıyla çocuk teslimi ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamın icrası yoluna gidilir. Bu sürecin çocuk üzerindeki etkisi ağırdır ve mümkün olduğunca son çare olarak kullanılmalıdır. Velayet ve kişisel ilişki uyuşmazlıklarının ayrıntılı yürütümü için boşanma ve velayet davaları sayfasındaki çerçeve incelenebilir.
Uluslararası boyutta, çocuğun bir ebeveyn tarafından izinsiz olarak yurt dışına götürülmesi halinde 1980 tarihli Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Lahey Sözleşmesi devreye girer. Türkiye bu sözleşmeye taraftır ve iade talepleri merkezi makam olan Adalet Bakanlığı üzerinden yürütülür. Bu tür dosyalarda süre kritik öneme sahiptir; gecikme, çocuğun yeni ortama yerleşmiş olması gerekçesiyle iade talebinin reddine yol açabilir.
⚖️ Nafaka Türleri ve Hesaplama Ölçütleri
Türk hukukunda boşanma sürecinde ve sonrasında dört farklı nafaka türü gündeme gelir. Bunların hukuki dayanağı, süresi ve şartları birbirinden farklıdır.
Tedbir nafakası (TMK m.169): Dava süresince, eşlerden birinin veya çocuğun geçimi için hükmedilen geçici nafakadır. Dava açıldığı anda talep edilebilir ve hakim tarafından resen de hükmedilebilir. Boşanma kararının kesinleşmesiyle sona erer.
Yoksulluk nafakası (TMK m.175): Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek olan eşe, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla, diğer eş tarafından ödenir. Kanun bu nafaka için süre sınırı öngörmemiştir; süresiz olarak hükmedilir. Ancak nafaka alan eşin yeniden evlenmesi, evli gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması veya haysiyetsiz hayat sürmesi halinde kaldırılır (TMK m.176/3).
İştirak nafakası (TMK m.182/2): Velayeti kendisine verilmeyen ebeveynin, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine katılma yükümlülüğüdür. Çocuğun ergin olmasıyla kural olarak sona erer; ancak çocuk ergin olmasına rağmen eğitimi devam ediyorsa, TMK m.328/2 uyarınca ana babanın bakım yükümlülüğü eğitim sonuna kadar devam eder.
Yardım nafakası (TMK m.364): Altsoy, üstsoy ve kardeşler arasında, yardım edilmediği takdirde yoksulluğa düşecek olanlara ödenir. Boşanmadan bağımsız bir kurumdur.
Nafaka miktarının belirlenmesinde kanun sabit bir formül öngörmez. Hakim, tarafların ekonomik ve sosyal durumunu, çocuğun ihtiyaçlarını, yükümlünün ödeme gücünü ve hakkaniyeti gözeterek takdir eder. Uygulamada dikkate alınan başlıca kalemler şunlardır: yükümlünün beyan edilen ve tespit edilen geliri, malvarlığı, mevcut bakmakla yükümlü olduğu kişiler, çocuğun eğitim düzeyi ve sağlık giderleri, tarafların evlilik süresince sürdürdüğü yaşam standardı.
Yoksulluk nafakası gerçekten ömür boyu mu ödenir? Yoksulluk nafakası kanunda süresiz olarak düzenlenmiştir, ancak koşulsuz değildir. Nafaka alan eşin yeniden evlenmesi, fiilen evli gibi yaşaması veya yoksulluğunun ortadan kalkması halinde nafaka mahkeme kararıyla kaldırılır. Yükümlünün ödeme gücünün önemli ölçüde azalması halinde ise miktarın indirilmesi talep edilebilir.
Nafaka kararları değişmez nitelikte değildir. TMK m.176/4 uyarınca tarafların mali durumunun değişmesi veya hakkaniyetin gerektirmesi halinde nafaka miktarı artırılabilir veya azaltılabilir. Uygulamada nafaka artırım davaları, özellikle enflasyonist dönemlerde sık açılır ve kararlarda ÜFE veya TÜFE oranında otomatik artış öngörülmesi yaygın bir çözümdür.
Ödenmeyen nafaka bakımından iki yol vardır. Birincisi ilamlı icra takibidir ve icra ve iflas hukuku kapsamında yürütülür. İkincisi, İcra ve İflas Kanunu’nun nafaka borcunu ödemeyenler için öngördüğü tazyik hapsi yaptırımıdır. Nafaka alacağı, diğer alacaklardan farklı olarak maaş haczinde öncelikli sıraya sahiptir.
⚖️ Soybağı, Babalık ve Tanıma Davaları
Soybağı, çocuk ile ana ve baba arasındaki hukuki bağdır. Bu bağ kurulmadığı sürece çocuk, miras, nafaka, soyadı ve vatandaşlık gibi temel haklardan yararlanamaz.
Ana ile çocuk arasında soybağı doğumla kendiliğinden kurulur (TMK m.282). Baba ile çocuk arasında ise üç yoldan biriyle kurulur: ana ile evlilik, tanıma veya hakim hükmü.
Evlilik karinesi (TMK m.285): Evlilik devam ederken veya evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün içinde doğan çocuğun babası kocadır. Bu karine, soybağının reddi davası ile çürütülebilir.
Tanıma (TMK m.295): Baba, nüfus memuruna veya mahkemeye yazılı başvuru, resmi senet veya vasiyetnamede beyanda bulunarak çocuğu tanıyabilir. Tanıma tek taraflı bir irade beyanıdır ve kabul gerektirmez.
Babalık davası (TMK m.301): Ana veya çocuk, babalığın hükmen tespiti için dava açabilir. Dava babaya, baba ölmüşse mirasçılarına yöneltilir.
Babalık davasında süre önemlidir. TMK m.303 uyarınca dava, çocuğun doğumundan önce veya sonra açılabilir; ananın dava hakkı doğumdan başlayarak bir yıl geçmekle düşer. Çocuğun dava hakkı bakımından ise ergin olmasından itibaren bir yıllık süre uygulanır. Ancak kanun, gecikmeyi haklı gösteren sebeplerin varlığı halinde sürenin sebebin ortadan kalkmasından itibaren işlemeye başlayacağını öngörür.
Uygulamada babalık davalarının teknik omurgasını DNA incelemesi oluşturur. Ancak dava yalnızca biyolojik bir tespitten ibaret değildir. Davalının incelemeye katılmaktan kaçınması halinde bu tutum, hakim tarafından aleyhe delil olarak değerlendirilebilir. Ayrıca babalık hükmü, geçmişe etkili olarak nafaka ve miras hakkı doğurur; bu da davanın mali sonuçlarını genişletir.
Babalık davası kazanıldığında çocuk hangi haklara kavuşur? Babalık hükmü kesinleştiğinde çocuk, baba ile arasında soybağı kurulmuş sayılır ve mirasçılık, nafaka, soyadı ve velayet ilişkisi bakımından evlilik içinde doğmuş çocukla aynı hukuki statüye sahip olur. Bu sonuçlar doğum tarihine kadar geriye etkilidir.
Soybağının reddi davası ise ters yöndedir. Koca, soybağını reddetmek için doğumu ve baba olmadığını öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl, her halde doğumdan başlayarak beş yıl içinde dava açmalıdır (TMK m.289). Bu süreler hak düşürücüdür ve kaçırıldığında karine kesinleşir.
Soybağı uyuşmazlıklarının ayrıntılı işleyişi, delil yönetimi ve DNA incelemesi süreci için babalık davası ve soybağı tespiti sayfasında konu ayrıca ele alınmıştır.
⚖️ Yabancı Uyruklu Eşler ve Sınır Ötesi Aile Uyuşmazlıkları
Yabancılık unsuru taşıyan aile hukuku uyuşmazlıklarında ilk soru, hangi mahkemenin yetkili olduğu ve hangi hukukun uygulanacağıdır. Bu iki soru birbirinden ayrıdır: Türk mahkemesi yetkili olabilir ancak yabancı hukuku uygulamak zorunda kalabilir.
MÖHUK m.14 boşanma ve ayrılık sebeplerine ve sonuçlarına uygulanacak hukuku kademeli olarak belirler. Sıralama şöyledir: eşlerin ortak milli hukuku, ortak milli hukuk yoksa müşterek mutad mesken hukuku, o da yoksa Türk hukuku. Aynı maddede boşanmış eşler arasındaki nafaka talepleri için de bu sıralama geçerlidir.
Bu kural somut sonuçlar doğurur. İki Türk vatandaşı Almanya’da yaşıyorsa ortak milli hukuk Türk hukukudur ve Türk hukuku uygulanır. Bir Türk ile bir Alman vatandaşı evli ve her ikisi de Almanya’da yaşıyorsa, ortak milli hukuk bulunmadığından müşterek mutad mesken hukuku olarak Alman hukuku uygulanabilir. Sonuç, mal rejimi ve nafaka bakımından tamamen farklı olur.
İkinci başlık, yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’deki geçerliliğidir. Yabancı bir mahkemenin verdiği boşanma kararı, Türkiye’de kendiliğinden hüküm doğurmaz. Kararın tanınması veya tenfizi gerekir (MÖHUK m.50 ve devamı). Tanıma, kararın kesin hüküm ve kesin delil etkisinin kabulüdür; tenfiz ise ayrıca icra edilebilirlik kazandırır. Boşanma kararları bakımından çoğu zaman tanıma yeterlidir.
Burada 2017 yılında getirilen ve hala yeterince bilinmeyen bir kolaylık vardır. 7039 sayılı Kanun ile Nüfus Hizmetleri Kanunu’na eklenen 27/A maddesi uyarınca, yabancı ülke adli veya idari makamlarınca verilen boşanma kararları, belirli şartların birlikte gerçekleşmesi halinde tenfiz davası açılmaksızın doğrudan nüfus kütüğüne tescil edilebilir. Aranan şartlar özetle şunlardır: kararın taraflarının birlikte başvurması, kararın kesinleşmiş olması, Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmaması ve usulüne göre onaylanmış olması.
Yurt dışında boşanan bir çift Türkiye’de mutlaka dava açmak zorunda mıdır? Hayır. Nüfus Hizmetleri Kanunu m.27/A kapsamındaki şartlar sağlanıyorsa, yabancı boşanma kararı dava açılmadan, her iki tarafın birlikte başvurusuyla doğrudan nüfus müdürlüğünde tescil edilebilir. Şartlar sağlanmıyorsa, özellikle taraflardan biri başvuruya katılmıyorsa, tanıma davası açılması gerekir.
Bu ayrım maliyet ve süre bakımından belirleyicidir. İdari tescil haftalar içinde sonuçlanabilirken, tanıma davası aylar sürer ve karşı tarafa tebligat gerektirir; tebligatın yurt dışına yapılması gerektiğinde süre daha da uzar. Tanıma ve tenfiz sürecinin ayrıntıları için tanıma ve tenfiz davası sayfası incelenebilir.
Üçüncü başlık, yabancı eşin Türkiye’deki statüsüdür. Türk vatandaşı ile evlilik yoluyla ikamet izni alan yabancı eş, boşanma halinde ikamet statüsünü kaybedebilir. Bu durum, özellikle şiddet mağduru yabancı eşler bakımından ciddi bir kırılganlık yaratır ve boşanma kararının zamanlaması ile ikamet başvurusunun zamanlaması birlikte planlanmalıdır. Türkiye’de oturma ve çalışma izinleri süreci bu nedenle aile hukuku dosyasının bir parçası olarak ele alınır.
Dördüncü başlık, yurt dışındaki malvarlığıdır. Türk mahkemesinin verdiği bir mal rejimi tasfiyesi kararı, yurt dışındaki taşınmaz bakımından doğrudan icra edilemez; o ülkede ayrıca tenfiz gerekir. Aynı şekilde miras ilişkileri de sınır ötesi boyut kazandığında ayrı bir planlama gerektirir; bu nokta miras hukuku ile kesişir.
⚖️ Aile İçi Şiddet ve 6284 Sayılı Kanun Kapsamındaki Koruyucu Tedbirler
6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kişiler için hızlı koruma mekanizmaları öngörür. Bu kanun kapsamındaki tedbirler, boşanma davasından bağımsız olarak talep edilebilir.
Koruyucu tedbir kararları mülki amir tarafından, önleyici tedbir kararları ise hakim tarafından verilir. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kolluk amiri de tedbir kararı verebilir ve karar en geç yirmi dört saat içinde hakim onayına sunulur.
Hakim tarafından verilebilecek başlıca önleyici tedbirler şunlardır:
- Şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürme içeren söz ve davranışlarda bulunmama
- Müşterek konuttan uzaklaştırma ve konutun korunan kişiye tahsisi
- Korunan kişilere, bulundukları konuta, okula veya işyerine yaklaşmama
- Çocuklarla kişisel ilişki kurulmasının sınırlandırılması veya kaldırılması
- Korunan kişinin eşyalarına zarar vermeme
- İletişim araçlarıyla rahatsız etmeme
- Silah teslimi ve silah taşıma yasağı
Tedbir kararları ilk defasında en çok altı ay için verilir; şiddet veya tehdit devam ederse süre uzatılabilir. Karara aykırı davranan kişi hakkında, fiili başka bir suç oluştursa bile, üç günden on güne kadar zorlama hapsi uygulanır ve tekrarı halinde süre artar.
Aile içi şiddet halinde ilk olarak nereye başvurulmalıdır? Şiddet veya şiddet tehlikesi halinde en yakın kolluk birimine, mülki amirliğe veya aile mahkemesine başvurulabilir; 6284 sayılı Kanun kapsamındaki tedbir talebi için avukat zorunluluğu ve harç yükümlülüğü bulunmaz. Acil hallerde 155 polis imdat veya 183 sosyal destek hattı üzerinden de başvuru yapılabilir.
Tedbir kararının boşanma davası bakımından ikinci bir etkisi vardır. Verilen koruyucu tedbir kararı, boşanma davasında kusur tespiti bakımından güçlü bir delil oluşturur ve maddi ile manevi tazminat taleplerinin dayanağını oluşturabilir. Bu nedenle tedbir başvurusu, yalnızca acil koruma değil, aynı zamanda dosyanın hukuki zeminini kuran bir adımdır.
Buna karşılık, tedbir kararlarının dayanaksız biçimde kullanılması da hukuki sonuç doğurur. Gerçeğe aykırı beyanla alınan tedbir kararları, karşı tarafın tazminat talebine ve duruma göre ceza sorumluluğuna yol açabilir. Bu alan, her iki yönde de dikkatli yürütülmesi gereken bir alandır.
⚖️ Mal Rejimi Sözleşmesi ve Evlilik Öncesi Hukuki Planlama
Mal rejimi sözleşmesi, eşlerin malvarlığı ilişkilerini kanunun öngördüğü yasal rejimden farklı biçimde düzenlemesini sağlayan bir sözleşmedir. Türk Medeni Kanunu m.203 uyarınca bu sözleşme evlenmeden önce veya evlilik sırasında yapılabilir.
Sözleşme noterde düzenleme veya onaylama şeklinde yapılır. Ayrıca taraflar evlenme başvurusu sırasında hangi mal rejimini seçtiklerini yazılı olarak bildirebilir. Şekil şartına uyulmaması sözleşmeyi geçersiz kılar; el yazısıyla hazırlanmış veya avukat huzurunda imzalanmış bir metin, noter işlemi yapılmadığı sürece hukuki sonuç doğurmaz.
Türk hukukunda seçilebilecek rejimler sınırlı sayıdadır. Taraflar diledikleri gibi bir rejim kurgulayamaz; kanunda düzenlenen mal ayrılığı, paylaşmalı mal ayrılığı ve mal ortaklığı rejimlerinden birini seçmek zorundadır. Bu, karşılaştırmalı hukuktaki bazı sistemlerden önemli bir farktır. Yurt dışında düzenlenmiş ve serbest içerikli bir evlilik sözleşmesi imzalamış çiftler, Türkiye’de bu metnin aynen uygulanmayabileceğini çoğu zaman geç öğrenir.
Mal ayrılığı rejimi (TMK m.242): Her eş kendi malvarlığı üzerinde tam tasarruf yetkisine sahiptir ve tasfiye halinde diğer eşe katılma alacağı doğmaz. En yalın ve en öngörülebilir rejimdir.
Paylaşmalı mal ayrılığı (TMK m.244): Kural olarak mal ayrılığı geçerlidir, ancak eşlerin ortak kullanım ve yararlanmasına özgülenen mallar ile ailenin ekonomik geleceğini güvence altına almaya yönelik yatırımlar tasfiyede eşit olarak paylaşılır.
Mal ortaklığı (TMK m.256): Kişisel mallar dışındaki tüm malvarlığı ortaklık malı sayılır ve eşler bu mallar üzerinde birlikte hak sahibi olur. Uygulamada en az tercih edilen rejimdir.
Mal rejimi sözleşmesi evlilik bittikten sonra da yapılabilir mi? Hayır. Mal rejimi sözleşmesi ancak evlenmeden önce veya evlilik devam ederken yapılabilir. Boşanma davası açıldıktan sonra rejim seçimi yapılamaz; ancak taraflar anlaşmalı boşanma protokolüyle tasfiyeyi kendi aralarında düzenleyebilir.
Bu aracın kimler için kritik olduğu bellidir. Şirket ortağı olan, aile şirketinde pay sahibi bulunan, yurt dışında taşınmazı olan veya ikinci evliliğinde önceki evliliğinden çocukları olan kişiler için mal rejimi sözleşmesi, sonradan hiçbir dava stratejisiyle telafi edilemeyecek bir koruma sağlar. Aile şirketlerinde bu mesele özellikle keskindir: ortaklardan birinin boşanması, şirket paylarının değer tespitine ve dolayısıyla şirketin tamamının bilirkişi incelemesine konu olmasına yol açabilir. Sözleşme, bu riski en baştan devre dışı bırakır.
Türkiye’de mal rejimi sözleşmesinin az kullanılmasının sebebi hukuki değil kültüreldir; sözleşme teklifi güvensizlik işareti olarak algılanır. Oysa uygulamadaki tablo bunun tersini gösterir: sözleşme yapan çiftlerin boşanma süreçleri belirgin biçimde daha kısa ve daha az çekişmeli geçer, çünkü tartışılacak en büyük kalem baştan çözülmüştür.
⚖️ Aile Hukukunda Hangi Aşamada Avukata Başvurmalı
Aile hukuku dosyalarında avukata başvuru zamanlaması, dosyanın sonucunu doğrudan etkileyen bağımsız bir değişkendir. Aşağıdaki dört aşama, uygulamada gözlenen başvuru anlarıdır ve her birinin hukuki hareket alanı farklıdır.
Aşama 1: Evlilik öncesi. Mal rejimi sözleşmesi yalnızca bu aşamada tam serbestiyle kurulabilir. Şirket sahibi, yurt dışında malvarlığı olan veya aile şirketinde pay sahibi kişiler için en geniş hareket alanı buradadır. Sözleşme evlilik sırasında da yapılabilir, ancak o aşamada müzakere dinamiği tamamen değişir.
Aşama 2: Evlilik devam ederken, uyuşmazlık henüz açığa çıkmamışken. Aile konutu şerhi, malvarlığı envanterinin çıkarılması, belgelerin toplanması ve hukuki pozisyonun tespiti bu aşamada mümkündür. Hareket alanı geniştir çünkü karşı taraf savunma pozisyonuna geçmemiştir.
Aşama 3: Ayrılık kararı verilmiş, dava henüz açılmamış. Bu aşama en kritik olanıdır. Tedbir talepleri, delil tespiti, ihtiyati tedbir başvuruları ve yetki tercihi burada belirlenir. Aynı zamanda karşı tarafın hangi hazırlıkları yaptığının anlaşıldığı aşamadır.
Aşama 4: Dava açıldıktan sonra. Hareket alanı usul kurallarıyla sınırlanmıştır. Dilekçeler teatisi tamamlandıktan sonra iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı devreye girer; ileri sürülmeyen vakıalar ve bildirilmeyen deliller sonradan dosyaya sokulamaz. Bu aşamada yapılabilecekler, önceki aşamalarda yapılmış olanlarla sınırlıdır.
Karşı taraf dava açtıysa artık geç kalınmış mıdır? Hayır, ancak hareket alanı daralmıştır. Cevap dilekçesi süresi tebliğden itibaren iki haftadır ve bu süre içinde karşı dava açılabilir, zamanaşımı ve yetki itirazları ileri sürülebilir. Bu sürenin kaçırılması, savunma haklarının önemli bir kısmının kaybı anlamına gelir.
Uygulamada en sık görülen tablo şudur: taraflar Aşama 4’te başvurur, oysa dosyanın kaderi Aşama 2 ve 3’te belirlenmiştir. Bu, aile hukukunun diğer hukuk alanlarından ayrıldığı en belirgin noktadır. Bir ticari uyuşmazlıkta sözleşme metni değişmez ve dava açıldıktan sonra da aynı metin okunur; aile hukukunda ise dosyanın maddi zemini, dava açılana kadar tarafların davranışlarıyla şekillenmeye devam eder.
⚖️ Aile Hukuku Avukatı Nasıl Seçilir
Aile hukukunda avukat seçimi, teknik yeterlilik kadar süreç yönetimi kapasitesine dayanan bir karardır. Aşağıdaki ölçütler, ilk görüşmede değerlendirilebilecek somut göstergelerdir.
İlk görüşmede sonuç vaadi verilip verilmediği. Aile hukuku davalarının sonucu, kusur tespiti, sosyal inceleme raporu ve bilirkişi değerlendirmesi gibi üçüncü unsurlara bağlıdır. İlk görüşmede kesin sonuç vaat eden bir yaklaşım, dosyanın değişkenlerinin henüz görülmediğini gösterir.
Malvarlığı analizinin yapılıp yapılmadığı. Boşanma dosyalarının maddi sonucu mal rejimi tasfiyesinde belirlenir. İlk görüşmede taşınmaz, şirket payı, banka hesabı, araç ve yurt dışı varlık sorgusu yapılmıyorsa, dosyanın en büyük kalemi görülmemiş demektir.
Yabancılık unsurunun sorgulanıp sorgulanmadığı. Evliliğin nerede yapıldığı, tarafların uyruğu ve son beş yılda nerede yaşandığı sorulmuyorsa, uygulanacak hukuk tespiti atlanmış olur.
Delil hukuku konusundaki yaklaşım. Hukuka aykırı yolla delil toplamayı öneren veya buna göz yuman bir yaklaşım, dosyayı ikinci bir hukuki riskin içine sokar.
Çocukla ilgili sürecin nasıl ele alındığı. Çocuğu müzakere aracı olarak konumlandıran bir strateji, kısa vadede baskı kurabilir ancak sosyal inceleme raporunda aleyhe sonuç doğurur ve velayet kararını olumsuz etkiler.
Sürecin yazılı olarak planlanıp planlanmadığı. Hangi davanın ne zaman açılacağı, hangi talebin hangi dosyada ileri sürüleceği ve tahmini takvim yazılı olarak paylaşılabiliyorsa, dosya planlanmış demektir.
Aile hukuku avukatı seçerken sorulması gereken tek soru nedir? En ayırt edici soru şudur: “Bu dosyada benim aleyhime olan üç şey nedir?” Dosyanın zayıf tarafını ilk görüşmede açıkça sıralayabilen bir yaklaşım, dosyayı gerçekten okumuş demektir; yalnızca güçlü tarafları anlatan bir sunum, henüz analiz aşamasına geçilmediğini gösterir.
⚖️ Oznur & Partners Aile Hukuku Yaklaşımı
Oznur & Partners, İstanbul merkezli olarak çalışan ve uluslararası müvekkil profiline odaklanan bir hukuk bürosudur. Aile hukuku alanındaki çalışma yöntemi, büronun genel yaklaşımının bir uzantısıdır: dosya, dava dilekçesinden önce kurulur.
Çalışma biçimi üç aşamalıdır.
Hukuki durum tespiti. İlk aşamada evliliğin hukuki çerçevesi belirlenir: uygulanacak hukuk, mal rejiminin başlangıç tarihi, malvarlığı envanteri, yabancılık unsuru ve varsa yurt dışı bağlantıları. Bu aşamanın çıktısı bir dava dilekçesi değil, bir durum raporudur.
Koruma tedbirlerinin kurulması. Aile konutu şerhi, ihtiyati tedbir, delil tespiti ve gerekiyorsa 6284 kapsamındaki başvurular bu aşamada yapılır. Amaç, süreç başlamadan önce geri alınamaz kayıpların önüne geçmektir.
Uyuşmazlığın yürütülmesi. Dava yolu, müzakere yolu veya ikisinin birlikte yürütülmesi bu aşamada belirlenir. Karar, tarafın duygusal tercihine göre değil, dosyanın hukuki pozisyonuna göre verilir.
Büronun uluslararası boyuttaki çalışması, yabancı uyruklu eşler ve yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları bakımından belirgin bir fark yaratır. Yabancı mahkeme kararlarının tanınması, sınır ötesi nafaka talepleri, çocuk iade süreçleri ve yurt dışı malvarlığının tasfiyeye dahil edilmesi düzenli olarak yürütülen dosya tipleridir.
Uluslararası hukuk alanındaki çalışmalar bakımından, büro Legal 500 tarafından 2025 yılında Exclusive Contributor olarak, Chambers tarafından ise 2026 Corporate Immigration alanında Exclusive Contributor olarak kayda alınmıştır. Bu değerlendirmeler doğrudan aile hukuku alanına ilişkin olmamakla birlikte, sınır ötesi dosyalardaki çalışma standardının bağımsız bir göstergesidir. Büro hakkında ayrıntılı bilgi hakkımızda sayfasında yer almaktadır.
Müvekkil profili bakımından çalışma alanı dört grupta toplanır ve her grubun hukuki ihtiyacı farklıdır.
Türkiye’de yaşayan ve yerel uyuşmazlık yaşayan taraflar. Bu grupta öncelik, mal rejimi tasfiyesinin doğru kurulması ve velayet sürecinin çocuk üzerindeki etkisinin yönetilmesidir. Yabancılık unsuru bulunmadığı için uygulanacak hukuk tartışması yaşanmaz, ancak taşınmaz ve şirket payı değerlemesi dosyanın ağırlık merkezini oluşturur.
Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları. Almanya, Hollanda, Avusturya, Fransa ve İngiltere başta olmak üzere Avrupa’da yaşayan vatandaşlar için tipik sorun, iki ülkede paralel yürüyen süreçlerdir. Hangi ülkede önce dava açıldığı, hangi kararın diğerinde tanınacağını belirler. Bu grupta zamanlama, dosyanın kendisinden daha belirleyici olabilir.
Türk vatandaşı ile evli yabancı uyruklular. Bu grupta boşanma süreci ile ikamet statüsü iç içedir. Evlilik yoluyla alınan ikamet izninin boşanma sonrası akıbeti, çocuk varsa velayet kararıyla birlikte değerlendirilir. Süreç, aile hukuku ve yabancılar hukuku birlikte planlanmadığında, hukuken kazanılmış bir davanın fiilen kaybedilmesiyle sonuçlanabilir.
Türkiye’de yatırımı veya şirketi bulunan yabancı uyruklular. Boşanmanın Türkiye’deki şirket yapısına ve taşınmaz portföyüne etkisi bu grupta ayrı bir analiz gerektirir. Yabancı bir mahkemenin verdiği mal paylaşımı kararının Türkiye’deki taşınmaza etkisi, ancak tenfiz süreciyle doğar; bu da ayrı bir takvim ve ayrı bir strateji demektir.
Süreç yönetimi bakımından dosyalar uzaktan da yürütülebilir. Vekaletname yurt dışındaki Türk konsolosluklarından düzenlenebilir; duruşmalara katılım zorunluluğu bulunan haller (özellikle anlaşmalı boşanmada hakimin tarafları bizzat dinlemesi) önceden planlanır ve tek seyahatte tamamlanacak şekilde takvimlenir.
⚖️ İlgili Hukuki Kaynaklar
Aile hukuku uyuşmazlıkları çoğu zaman tek bir dava türüyle sınırlı kalmaz. Aşağıdaki sayfalar, bu hub’da özetlenen alanların ayrıntılı işlenişini içerir.
Boşanma sürecinin İstanbul özelindeki işleyişi ve dava takvimi için boşanma avukatı İstanbul sayfası; velayet, kişisel ilişki ve çocuk teslimi süreçleri için boşanma ve velayet avukatı sayfası incelenebilir. Anadolu yakası ve çevre ilçelerdeki dosya takibi bakımından Zeytinburnu boşanma ve velayet avukatı sayfası bölgesel süreç bilgisi sunar.
Soybağı, tanıma ve babalık davalarının teknik yürütümü babalık davası ve soybağı tespiti sayfasında; yabancı mahkeme kararlarının Türkiye’de hüküm doğurması süreci tanıma ve tenfiz davası sayfasında ele alınmıştır.
Mal rejimi tasfiyesinin taşınmaz boyutu ve muvazaalı devir iddiaları için tapu iptali ve tescil davası, boşanma sonrası miras ilişkilerinin planlanması için miras avukatı sayfaları ilgili çerçeveyi tamamlar.
Türk Medeni Kanunu’nun aile hukukuna ilişkin hükümlerinin güncel metnine Mevzuat Bilgi Sistemi üzerinden, adli süreçlere ve mahkeme bilgilerine ise Adalet Bakanlığı resmi sitesi üzerinden erişilebilir.
Hukuki Görüşme Talebi
Boşanma sürecini değerlendiriyorsanız, açılmış bir davada savunma hazırlıyorsanız, velayet veya mal rejimi tasfiyesi konusunda bağımsız bir hukuki değerlendirmeye ihtiyaç duyuyorsanız, İstanbul’daki Aile Hukuku ekibimiz ilk görüşme için hazırdır.
⚖️ Sonuç
Bu sayfanın başında, aile hukukunun kararların hukuki sonuçlarını en az öngörebildiğimiz alan olduğu söylenmişti. Sebebi artık daha net: bu alanda hukuki durum, dava açıldığında değil, çok daha önce oluşur.
Bir tapunun kimin üzerine yazıldığı, hangi hesaptan hangi taksitin ödendiği, aile konutuna şerh konulup konulmadığı, bir yıllık sürenin dolup dolmadığı. Bunların hiçbiri kriz anında alınan kararlar değildir. Hepsi, kimsenin dava düşünmediği sıradan günlerde oluşmuştur ve mahkeme önüne geldiğinde artık değiştirilemez.
Aile hukukunda avukatın işlevi bu yüzden savunma değil, tespittir. Hangi kalemin ne olduğunu, hangi sürenin ne zaman dolduğunu, hangi işlemin hala mümkün olduğunu görmek. Dosyanın kaderi çoğu zaman bu tespitin ne kadar erken yapıldığına bağlıdır.
Bir şey yolunda görünüyor ama içinizde çözülmemiş bir his varsa, o his genellikle haklıdır. Aile hukuku dosyalarında o his, çoğu zaman henüz adı konmamış bir hukuki riski işaret eder.

